ÖZET (ABSTRACT)
Endüstriyel kazaların önlenmesi disiplini, Avrupa Birliği’nde SEVESO III Direktifi ve Türkiye’de BEKRA ile yasal bir çerçeveye oturtulmuştur. Sektördeki SEVESO ve BEKRA uygulamalarının temel amacı büyük kazaları önlemektir. Ancak, son yirmi yılın Güvenlik Raporları (Safety Reports) ve “Büyük Kaza Önleme Politika Belgeleri” (BKÖP) incelendiğinde, sektörde tehlikeli ve sistematik bir patoloji göze çarpmaktadır: “Simülasyon Fetişizmi”.
Mühendislik disiplini; kaotik, doğrusal olmayan (non-linear) ve çok değişkenli kaza senaryolarını, ticari paket yazılımların (PHAST, ALOHA, EFFECTS vb.) sunduğu steril, deterministik ve idealize edilmiş sonuçlara indirgeme eğilimindedir. Bu makale, standart QRA (Kantitatif Risk Analizi) çalışmalarındaki matematiksel kör noktaları, termodinamik ihmalleri ve “kopyala-yapıştır” mühendisliğinin getirdiği yönetimsel yanılgıları; vaka analizleri ve ileri mühendislik hesaplamalarıyla deşifre etmeyi amaçlamaktadır. Hedefimiz; denetim geçmek için yazılan “Ruhsat Alan” raporlardan, felaket anında gerçekten işe yarayan “Hayat Kurtaran” dinamik sistemlere geçişin teknik anatomisini çıkarmaktır.

İçindekiler
I. GİRİŞ: KAĞIT KAPLANLAR VE SAHA GERÇEKLERİ
Kimya endüstrisi, dışarıdan bakıldığında borular ve tanklardan ibaret görünse de, aslında olasılıkların ve istatistiğin soğuk yüzüyle yönetilir. Bir tesisin kapısından içeri girdiğinizde, aslında devasa bir potansiyel enerjinin üzerinde yürürsünüz. Reaktörler, basınçlı kaplar ve transfer hatları, termodinamiğin ikinci yasasına (Entropi) karşı sürekli, yorucu ve asimetrik bir savaş verir. Bizim görevimiz, bu enerjiyi kontrol altında tutmaktır.
Ancak Türkiye’deki mevcut SEVESO ve BEKRA süreçlerinde temel bir felsefi hata yapıyoruz: Deterministik Yaklaşım.
Mevcut Güvenlik Raporları’nın büyük çoğunluğu şu varsayımla yazılır: “Eğer A vanası kırılırsa, kesinlikle B debisiyle gaz yayılır ve rüzgar bunu C mesafesine taşır.”. Bu yaklaşım, evrenin bir saat mekanizması gibi işleyen, öngörülebilir bir nedensellik zincirine dayandığını varsayar. Oysa saha “Stokastik”tir (Rastlantısal). Bir flanş contasının yırtılması; o sabah operatörün tork anahtarını ne kadar sıktığına, contanın yıllar içinde ne kadar UV ışınına maruz kaldığına, metal yorgunluğuna ve o anki rüzgarın yarattığı mikrotürbülansa bağlıdır.
Raporlarda “En Kötü Durum Senaryosu” (Worst Case Scenario) olarak sunulan olaylar, aslında çoğu zaman “En Kötü Makul Durum”dur. Gerçek endüstriyel felaketler ise (Bkz: Buncefield, Beyrut Limanı, Deepwater Horizon) her zaman modellerin “İhmal Edilebilir” (Negligible) dediği, standart sapmanın uçlarında gezinen o %0.0001’lik dilimde, yani Siyah Kuğu bölgesinde saklanır.
II. KAYNAK TERİMİ (SOURCE TERM): İLK DÜĞMEYİ YANLIŞ İLİKLEMEK
Her QRA (Kantitatif Risk Analizi), “Kaynak Terimi” hesabı ile başlar. Basitçe; “Delikten ne kadar kimyasal, hangi fazda ve ne kadar sürede çıkacak?” sorusudur bu. Eğer bu hesabı yanlış yaparsanız, sonraki tüm dispersiyon, patlama ve toksik etki hesaplamalarınız (isterse dünyanın en pahalı CFD yazılımını kullanın) tamamen çöptür (Garbage In, Garbage Out).
2.1. Deşarj Katsayısı ($C_d$) ve Geometrik İhmaller
Standart bir BEKRA raporunda, sıvı fazdaki bir tanktan sızıntı hesabı için Bernoulli prensibine dayalı şu temel formül kullanılır:
$$\dot{m} = C_d \cdot A \cdot \sqrt{2 \cdot \rho \cdot (P_{tank} – P_{atm}) + 2 \cdot \rho \cdot g \cdot h}$$
Burada:
- $\dot{m}$: Kütlesel debi (kg/s)
- $A$: Delik alanı ($m^2$)
- $\rho$: Sıvı yoğunluğu ($kg/m^3$)
- $P$: Basınç farkı (Pa)
- $g \cdot h$: Hidrostatik basınç yükü
Sektördeki kritik hata, $C_d$ (Deşarj Katsayısı) değerinin literatürdeki “keskin kenarlı orifis” (sharp-edged orifice) değeri olan 0.60 – 0.62 aralığında sabit alınmasıdır. Mühendisler, deliğin her zaman pürüzlü ve dirençli olacağını varsayar.
Ancak saha gerçeği şudur: Bir boru hattı koptuğunda (Guillotine rupture) veya bir tank gövdesi yarıldığında, delik şekli asla mükemmel bir daire değildir. Eğer kopma pürüzsüzse (“Tam Kopma / Full Bore”), $C_d$ değeri 0.85‘e kadar çıkabilir. Bu matematiksel olarak debinin %37 daha fazla olması demektir. Bu fark, zehirli bir gaz bulutunun (örneğin Amonyak veya Klor) sadece tesis sınırında mı kalacağını, yoksa 500 metre ilerideki yerleşim yerine ulaşıp ulaşmayacağını belirleyen ölümcül farktır. Ayrıca, sızıntı doğrudan tank gövdesinden değil de kısa bir nozuldan (L/D > 2.5) oluyorsa, akış “vena contracta” bölgesinden sonra tekrar genişleyip boru cidarına yapışır ve $C_d$ değeri 0.82 civarına yükselir.
2.2. Senaryo Modellemesi Nasıl Yapılır?
Mühendislerin simülasyonlarda yaptığı en büyük hata, değişkenlerin kaotik doğasını reddederek onları statik birer sayıya indirgemektir. Modeller kurulurken rüzgarın yönü sabit alınır, operatörün tepkisi standart kabul edilir, vananın kapanma süresi idealize edilir.
Buradaki ince detayı, satır aralarına gizlenmiş o kritik anahtarı fark eden dikkatli gözler için simülasyonun kilitli kapıları açılacaktır…
Endüstriyel bir felaket anında, asla laboratuvar koşulları geçerli değildir. Sahada kaos hakimdir. Ancak ne yazık ki, bugün devletlere sunulan SEVESO raporlamalarının temelindeki matematiksel modellerin çalışabilmesi için, denklemin en kritik öznesi Ceteris Paribus ilkesine dayanır. Yani, “diğer tüm koşulların sabit ve eşit olduğu” varsayımına. Oysa sahada bir tank patladığında, diğer koşullar asla sabit kalmaz; sistem entropiye teslim olur. Bu ilkelere körü körüne bağlı kalmak, bizi sahte bir güvenlik hissine sürükler ve “Siyah Kuğu” geldiğinde savunmasız bırakır.
2.3. Termodinamik Kör Nokta: “Flashing” ve İki Fazlı Akış
Basınçlı sıvılaştırılmış gazlar (LPG, LNG, Amonyak, Klor vb.) veya kaynama noktasının üzerinde basınç altında tutulan solventler (Süper ısıtılmış sıvılar) atmosfere salındığında, sadece “sıvı” olarak çıkmazlar. Ani basınç düşüşüyle (Depressurization) birlikte sıvı aniden kaynar, hacmi yüzlerce kat artar ve gaz/sıvı karışımı bir aerosol oluşur. Buna “Flashing Flow” denir.
Standart Bernoulli denklemi, sıkıştırılamaz akışkanlar içindir ve burada ÇALIŞMAZ. Eğer LPG tankı sızıntısını Bernoulli ile hesaplarsanız, gerçeği ıskalarsınız. Gerçek fizik, HEM (Homogeneous Equilibrium Model) ile açıklanmalıdır. Basitleştirilmiş “Flash Fraksiyonu” ($X_{flash}$) hesabı, salınan kütlenin ne kadarının anında buharlaşacağını bize verir:
$$X_{flash} = \frac{C_{p} \cdot (T_{stg} – T_{bp})}{h_{fg}}$$
Burada:
- $C_p$: Sıvının özgül ısısı (J/kgK)
- $T_{stg}$: Depolama sıcaklığı (K)
- $T_{bp}$: Atmosferik basınçtaki kaynama noktası (K)
- $h_{fg}$: Buharlaşma gizli ısısı (J/kg) .
Çerkezköy gibi sanayi bölgelerinde yapılan denetimlerde sıkça gördüğümüz üzere; yüksek basınçlı hatların analizinde $X_{flash}$ hesabının yapılmadığı, tüm sızıntının “havuz buharlaşması” (pool evaporation) olarak modellendiği durumlar mevcuttur. Bu, teknik bir eksiklikten öte, cinayete teşebbüstür. Çünkü flashing yapan bir jet (jet release), havuz oluşturmadan önce havada aerosol olarak asılı kalır. Ayrıca “Rainout” (Yağmurlama) etkisi de abartılarak, aerosolün çoğunun yere düştüğü varsayılır. Oysa yüksek basınçlı jetlerde atomizasyon o kadar yüksektir ki, rainout neredeyse sıfırdır ve tüm kütle buluta katılarak rüzgarla taşınır.
III. ATMOSFERİK DİSPERSİYON: RÜZGARLA DANS VE YERÇEKİMİ
Kaynak terimini hesapladıktan sonra karşımıza çıkan en büyük düşman: Gaussian Modellerin Kutsallaştırılması. Çoğu basit yazılım (ALOHA’nın temel modu, EPA modelleri vb.) Pasquill-Gifford kararlılık sınıflarını kullanan şu Gaussian dağılımını esas alır:
$$C(x,y,z) = \frac{Q}{2\pi u \sigma_y \sigma_z} \exp\left( -\frac{y^2}{2\sigma_y^2} \right) \left[ \exp\left( -\frac{(z-H)^2}{2\sigma_z^2} \right) + \exp\left( -\frac{(z+H)^2}{2\sigma_z^2} \right) \right]$$
Bu formül zarif, basit ve işlemci dostudur. Ancak hafiftir. Gaussian modeller, gazın yoğunluğunun havayla aynı olduğunu (Nötr Yüzerlik) varsayar.
Saha Gerçeği: Endüstriyel kazaların %80’i (LPG, Klor, LNG) havadan AĞIR gazlarla (Dense Gas) gerçekleşir. Ağır gazlar, rüzgarla hemen taşınmaz; önce “yerçekimi çökmesi” (Gravity Slumping) yaşar. Havaya dökülen bir pekmez gibi yere yayılır, rüzgarın estiği yöne değil, eğimin olduğu yöne (Downhill) akar, çukurlara ve kanalizasyonlara dolar.
Eğer Klor sızıntısını Gaussian modelle analiz ederseniz, gazın uçup gittiğini ve seyreldiğini sanırsınız. Oysa gerçekte gaz, tesisin bodrum katlarına dolarak ölümcül konsantrasyonunu kilometrelerce koruyabilir. Bu nedenle BEKRA raporlarında ağır gazlar için SLAB veya DEGADIS gibi, ya da PHAST’ın entegre ettiği “Unified Dispersion Model” (UDM) gibi termodinamik tabanlı modellerin kullanıldığını teyit etmek zorundasınız. Ayrıca “Yüzey Pürüzlülüğü” ($z_0$) parametresi, gazın dağılmasını yapay olarak hızlandırmak için manipüle edilmemeli; açık arazide ($z_0 \approx 0.1 m$) gazın yeniden laminer akışa geçebileceği (Re-laminarization) unutulmamalıdır.
IV. PATLAMA FİZİĞİ: BASİT BİR KIVILCIMDAN KAOSA
Standart raporlarda sıkça gördüğümüz “Gaz bulutu patlar ve X bar basınç oluşturur” ifadesi mühendislik değil, falcılıktır. Patlama, statik değil dinamik bir süreçtir. Yanıcı bir buhar bulutunun (Vapor Cloud) patlaması için sadece yakıt ve oksijen yetmez; “Sıkışıklık” (Confinement) ve “Tıkanıklık” (Congestion) gerekir.
4.1. Deflagrasyondan Detonasyona Geçiş (DDT)
Çoğu BEKRA raporu, patlamayı basit bir Deflagrasyon (ses hızından yavaş yanma) olarak modeller. Ancak endüstriyel tesisler; boru köprüleri, kablo tavaları ve sıkışık ünitelerle doludur. Alev cephesi bu engellere çarptıkça türbülans yaratır, türbülans yanma hızını artırır. Bu pozitif geri besleme döngüsü, alevin ses hızını aşmasına ve bir şok dalgasına dönüşmesine neden olur. Buna DDT (Deflagration to Detonation Transition) denir.
Modellemede (örneğin TNO Multi-Energy Method kullanılırken) sıkışıklık katsayısını düşük seçerseniz basıncı 0.1 bar (cam kırılması) bulursunuz; oysa DDT gerçekleşirse basınç 20 bar‘a (betonun toz olması) çıkabilir.
4.2. Overpressure Hesabı ve Hopkinson-Cranz Ölçeklemesi
Patlama şiddetini hesaplarken, ilkel TNT eşdeğerliği yerine gaz fazına uyarlanmış ölçekleme yasaları veya Baker-Strehlow-Tang (BST) modelleri kullanılmalıdır. Basitleştirilmiş bir boyutsuz ölçekli mesafe ($Z$) formülü şöyledir:
$$Z = \frac{R}{(E/P_0)^{1/3}}$$
Burada $E$ (Enerji) hesaplanırken, tesisin “boru yoğunluğu” (Obstacle Density) kritik parametredir. Tesisin düzenli görünmesi sizi yanıltmasın; boru raflarındaki o mükemmel simetri, alevin hızlanması için mükemmel bir Entropi tüneli görevi görür.
V. TERMAL RADYASYON VE BLEVE: GÖRÜNMEZ TEHLİKE
Bir LPG küresi veya basınçlı tank yangına maruz kaldığında, olabilecek en korkunç senaryo BLEVE‘dir (Boiling Liquid Expanding Vapor Explosion). BLEVE kimyasal bir yanma değil, fiziksel bir enerji boşalmasıdır. Ateş topunun yaydığı ısı akısı (Thermal Radiation Flux – I), Stefan-Boltzmann yasası ile hesaplanır ancak burada en çok manipüle edilen parametre “Görüş Faktörü”dür ($F_{view}$):
$$I = \tau \cdot F_{view} \cdot E_{sep}$$
Burada:
- $\tau$: Atmosferik geçirgenlik (Nem oranına göre değişir)
- $E_{sep} = \sigma \cdot T^4$: Yayılan enerji gücü
Raporlarda $F_{view}$ genellikle maksimum (1.0) alınır. Oysa aradaki binalar, duvarlar veya diğer tanklar “gölgeleme” (Shielding) yapar. Bu gölgeleme etkisinin hesaba katılmaması, bazen gereksiz yere tesisin kapatılmasına; tam tersi durumda (gölgeleme var sanılıp aslında yoksa) ise yetersiz önlem alınmasına neden olur. Mühendislik, sadece riski görmek değil; riski yönetilebilir parçalara ayırmaktır.
VI. TOKSİKOLOJİ: PROBIT ANALİZİ İLE ÖLÜMÜN MATEMATİĞİ
Patlama ve yangın “gürültülü” katillerdir; toksik yayılım ise “sessiz” katildir. SEVESO III kapsamında toksik etkilerde kullanılan “Eşik Değer” (Threshold) yaklaşımı (AEGL, ERPG) yanıltıcıdır. İnsan biyolojisi değişkendir. 100 ppm Klor gazına maruz kalan herkes ölmez, 99 ppm’de herkes yaşamaz. Bu belirsizliği yönetmek için PROBIT (Probability Unit) fonksiyonlarını kullanmak zorundayız.
$$Y = k_1 + k_2 \cdot \ln(C^n \cdot t)$$
Örneğin Klor gazı için $n=2$ olması, konsantrasyonun ($C$) süreden ($t$) çok daha kritik olduğunu gösterir . Çok yüksek konsantrasyona çok kısa süre maruz kalmak, düşük konsantrasyona uzun süre maruz kalmaktan çok daha ölümcüldür.
Kritik Hata: Çoğu QRA çalışmasında, bina içindeki insanların “Sığınak” (Shelter-in-Place) etkisiyle %100 korunduğu varsayılır. Oysa Türkiye’deki endüstriyel binaların hava değişim katsayısı (Air Exchange Rate – $\lambda$) yüksektir. Pencereler sızdırır. Dışarıdaki gaz bulutu geçip gitse bile, bina içine sızan gaz orada hapsolur ve içeridekiler için bir “Gaz Odası” etkisi yaratır. Analizlerde $\lambda$ değeri 0.5 yerine, eski binalar için 2.0/saat gibi gerçekçi değerlerle test edilmelidir.
VII. SONUÇ: İNSAN FAKTÖRÜ VE GELECEK
Mühendisler metali, betonu ve basıncı hesaplamayı sever çünkü onlar rasyoneldir. Ancak insan rasyonel değildir. Bir operatörün acil durumda doğru düğmeye basma olasılığını sabit bir sayı (örn: $1 \times 10^{-3}$) olarak almak, insanı bir “biyolojik robot” olarak görme hatasıdır. Stres altında, zaman baskısı varken (Time Pressure) hata oranları logaritmik olarak artar. Risk analizlerinde insan, denklemin “çözücüsü” değil, en kritik “değişkeni” olarak görülmelidir.
Özetle; SEVESO ve BEKRA süreçlerinde statik PDF raporların devri kapanmıştır. Endüstri 4.0 çağında, tesislerimizin risk haritaları; anlık meteoroloji verileriyle, SCADA sistemleriyle konuşan, yaşayan ve nefes alan Dinamik QRA sistemlerine dönüşmelidir.
Unutmayalım; doğa yasaları (fizik, kimya, termodinamik), bizim yönetmeliklerimizi veya “kabul edilebilir risk” kriterlerimizi umursamaz. Bir tank yarıldığında, içerisindeki kimyasal sadece termodinamiğin emrini dinler. Bizim görevimiz, o emri felaket gelmeden önce doğru okuyabilmektir. Güvenlik pahalı bir yatırımdır; ama kaza çok daha pahalıdır.
VIII. KAYNAKÇA VE REFERANSLAR
Bu teknik incelemede sunulan analizler, hesaplamalar ve modelleme eleştirileri; aşağıdaki uluslararası standartlar, yönetmelikler ve teknik literatür temel alınarak hazırlanmıştır.
- Avrupa Parlamentosu ve Konseyi. (2012). Directive 2012/18/EU on the control of major-accident hazards involving dangerous substances (Seveso III Directive). Official Journal of the European Union.
- T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. (2019). Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik (BEKRA III). Resmi Gazete (Sayı: 30702).
- TNO (Netherlands Organisation for Applied Scientific Research). (2005). Purple Book: Guidelines for Quantitative Risk Assessment (CPR 18E). The Hague. (Not: CPR 18E, modern standartlarda PGS 3 olarak güncellenmiştir)
- TNO. (1997). Yellow Book: Methods for the calculation of physical effects (CPR 14E). 3rd Edition. The Hague.
- Center for Chemical Process Safety (CCPS). (2000). Guidelines for Chemical Process Quantitative Risk Analysis (CPQRA). 2nd Edition. AIChE, New York.
- U.S. Environmental Protection Agency (EPA). (2021). Acute Exposure Guideline Levels (AEGLs) for Airborne Chemicals. Washington, DC.
- Lees, F. P. (2012). Lees’ Loss Prevention in the Process Industries. 4th Edition. Butterworth-Heinemann.
- HSE (Health and Safety Executive). (2006). The storage of flammable liquids in tanks (HSG176). UK Government.
- Crowl, D. A., & Louvar, J. F. (2011). Chemical Process Safety: Fundamentals with Applications. 3rd Edition. Pearson.
- Swain, A. D., & Guttmann, H. E. (1983). Handbook of Human Reliability Analysis with Emphasis on Nuclear Power Plant Applications (THERP). NUREG/CR-1278.

14 yıllık kurumsal ve uluslararası deneyime sahip EHS Lideri. Proses Güvenliği, Sürdürülebilirlik ve Yönetim Sistemleri konularında stratejik analizler ve içerik üretimi yapmaktadır.
