Özet (Abstract)
Geleneksel İş Sağlığı ve Güvenliği (Safety-I) yaklaşımları, karmaşık sosyo-teknik sistemlerin dinamik doğasını açıklamakta ve sürdürülebilir bir güvenlik kültürü inşasında yetersiz kalmaktadır. Bu makale, güvenliği “istenmeyen olayların yokluğu” olarak tanımlayan reaktif modelden, “işlerin doğru gitmesini sağlayan kapasitenin varlığı” olarak tanımlayan Resilience Engineering (Safety-II) yaklaşımına geçişi akademik ve pratik düzlemde analiz etmektedir. Makale; Erik Hollnagel’in esneklik potansiyelleri, insan faktörünün bilişsel adaptasyonu ve sistemik tasarımın “affedici” doğasını ele alarak, modern EHS liderliğine yeni bir stratejik perspektif sunmaktadır. Kaleme aldığım bu yazımda akademik formattan çıkmamaya özen gösterdim. Olumlu/olumsuz eleştirilerinizi tarafıma iletmeniz var olan hatalarımı fark edip düzeltmem için mükemmel bir fırsat yaratacaktır.
İçindekiler / İndeks
Giriş: Endüstriyel Güvenliğin Ontolojik Krizi
Endüstriyel devrimden bu yana güvenlik yönetimi, deterministik bir mühendislik anlayışıyla şekillenmiştir. Bu anlayışa göre sistemler, doğru tasarlanmış parçalardan ve bu parçaların takip etmesi gereken katı prosedürlerden oluşur. Eğer bir kaza meydana gelirse bu durum ya bir parçanın arızalanmasına ya da “operatör hatası” olarak nitelendirilen bir prosedürel sapmaya bağlanır. Ancak teknolojik karmaşıklığın arttığı ve insan-makine etkileşiminin non-lineer bir hal aldığı günümüz tesislerinde Safety-I olarak adlandırılan bu geleneksel yaklaşım, güvenliği sağlamak yerine sadece “görünen riskleri” yönetmektedir.
Resilience Engineering (Esneklik Mühendisliği), bu krize bir yanıt olarak doğmuştur. Resilience (Esneklik), bir sistemin, bir bozulma veya aksaklık öncesinde, sırasında veya sonrasında beklenen işleyişini sürdürebilmesi için kendi fonksiyonlarını uyarlama yeteneği olarak tanımlanır (Hollnagel, 2011). Bu perspektif, insanı sistemin en zayıf halkası olarak değil, sistemin değişken koşullar karşısındaki en büyük esneklik ve güvenlik kaynağı olarak konumlandırır.
1. Bölüm: Safety-I ve Safety-II Arasındaki Epistemolojik Farklılıklar

Güvenlik yönetiminde devrimsel nitelikteki bu değişimi anlamak için, iki modelin dünyayı nasıl algıladığını derinlemesine incelemek gerekir.
1.1. Safety-I: Hataların Minimize Edilmesi
Safety-I, güvenliği “mümkün olduğunca az şeyin yanlış gitmesi” (Safety-as-absence) olarak görür. Bu modelde odağımız kaza istatistikleri, ramak kalalar ve ihlallerdir. Sistemin başarısı, negatif çıktıların yokluğuyla ölçülür. Ancak bu durum, “güvenlik sessizliği” (safety silence) denilen tehlikeli bir duruma yol açabilir; hiçbir kazanın olmaması, sistemin güvenli olduğu anlamına gelmez, sadece henüz bir tetikleyicinin devreye girmediği anlamına gelebilir (Dekker, 2011).
1.2. Safety-II: Başarı Kapasitesinin Maksimize Edilmesi
Safety-II ise güvenliği “mümkün olduğunca çok şeyin doğru gitmesi” (Safety-as-presence) olarak tanımlar. Burada amaç, sistemin değişkenlikler ve belirsizlikler karşısında bile işleyişini sürdürme kapasitesini artırmaktır. Safety-I hatalardan öğrenmeye çalışırken, Safety-II işlerin neden %99 oranında kazasız bittiğini analiz eder. Bu, EHS liderleri için pasif bir denetimci rolünden aktif bir sistem tasarımcısı rolüne geçiş demektir.
2. Bölüm: Operasyonel Gerçekliğin İki Yüzü – WAI vs. WAD Analizi

Endüstriyel tesislerin yönetim kademeleri ile saha operasyonları arasındaki en büyük gerilim hattı, işin nasıl yapıldığına dair algı farklılıklarından beslenir. Resilience Engineering literatürü, bu ontolojik ayrımı iki temel kavramla kavramsallaştırır: Work-as-Imagined (WAI – Hayal Edilen İş) ve Work-as-Done (WAD – Yapılan İş). Bir EHS lideri için bu iki kavram arasındaki uçurumu yönetmek sadece bir uyum meselesi değil, sistemin esneklik kapasitesini belirleyen stratejik bir zorunluluktur.
2.1. Work-as-Imagined (WAI): Tasarımın İdealist İllüzyonu
WAI, işin nasıl yürütülmesi gerektiğine dair zihinsel modeldir. Bu model genellikle ofislerde, risk analizi toplantılarında veya mevzuat uyum süreçlerinde inşa edilir. WAI’nin temel varsayımı, sistemin “doğrusal” ve “öngörülebilir” olduğudur.
- Prosedürel Statiklik: Talimatlar, değişkenlerin (hava durumu, hammadde kalitesi, personel yorgunluğu) her zaman sabit olduğunu varsayar.
- Kaynak Kusursuzluğu: İşin yapılması için gereken tüm araç gereçlerin, yedek parçaların ve yetkin personelin o an orada hazır olduğu düşünülür.
- Zaman Bağımsızlığı: Operasyonun, üretim baskısından veya teslimat terminlerinden bağımsız, sadece güvenlik adımlarına odaklanarak akacağı hayal edilir.
Ancak Hollnagel (2012) tarafından vurgulandığı üzere; WAI, karmaşıklığı basitleştirme çabasıdır ve bu çaba gerçek risklerin görünmez hale gelmesine neden olabilir.
2.2. Work-as-Done (WAD): Sahadaki Dinamik Gerçeklik
WAD, işin fiilen tüm kısıtlar ve değişkenler altında gerçekleşme biçimidir. Sahadaki bir operatör veya teknisyen, işi tamamlamak için sürekli olarak “yerel rasyonalite” (local rationality) çerçevesinde kararlar verir. Bu kararlar, o anki kaynak yetersizliği, ekipman arızası veya zaman daralması gibi faktörlerle şekillenir.
- Efficiency-Thoroughness Trade-Off (ETTO – Verimlilik-Titizlik Dengesi): Çalışanlar, işi hem güvenli hem de hızlı yapma baskısı altındayken sürekli olarak bir denge kurmaya çalışırlar (Hollnagel, 2009). Bu denge, prosedürlerden sapmayı bir “hata” değil, bir “çözüm üretme aracı” haline getirir.
- Bilişsel Esneklik: İnsan zihni, prosedürün cevap vermediği “gri alanlarda” devreye girerek sistemin durmasını engeller. Aslında sistemin “yaşamasını” sağlayan şey, bu küçük sapmalar ve adaptasyonlardır.
2.3. “Boşluk” (The Gap): Riskin ve Başarının Doğduğu Yer
WAI ve WAD arasındaki mesafe, geleneksel güvenlik yönetiminde bir “sorun” (compliance issue) olarak görülür. Safety-II ise bu boşluğu, sistemin esneklik rezervi olarak tanımlar.
| Özellik | Work-as-Imagined (WAI) | Work-as-Done (WAD) |
| Bakış Açısı | Tasarımcı, Yönetici, Denetçi | Operatör, Teknisyen, Saha Çalışanı |
| Karakteristik | Doğrusal, İdealize, Statik | Karmaşık, Adaptif, Dinamik |
| Hata Algısı | Prosedürden Sapma = Hata | Şartlara Uyum = Başarı/Çözüm |
| Kaynaklar | Her zaman mevcut ve standart | Değişken, sınırlı ve bazen standart dışı |
2.4. Kimya Endüstrisinden Bir Örnek: Reaktör Besleme Operasyonu
İş güvenliği uzmanlık perspektifiyle, ağır tehlikeli sınıftaki bir prosesi ele alalım. Bir reaktöre hammadde besleme prosedürü (WAI); operatörün her valfi sırasıyla açmasını, her 5 dakikada bir numune almasını ve standart KKD donanımını eksiksiz kullanmasını söyler.
Ancak sahadaki o gün (WAD); reaktörün sıcaklık göstergesi kalibrasyon kaçırmışsa, numune kabı bitmişse ve operasyon yönetimi sevkiyatın geciktiğini hatırlatıyorsa, operatör işi yürütmek için adımları birleştirebilir veya “hızlandırılmış” bir metodoloji geliştirebilir. Kaza olmazsa bu durum “verimlilik” olarak alkışlanır; kaza olursa “prosedür ihlali” olarak cezalandırılır. İşte bu ikilem, Resilience Engineering’in çözmeye çalıştığı temel adaletsizliktir.
3. Bölüm: İnsan Faktörü – Sistemin En Zayıf Halkası mı, En Güçlü Savunması mı?
Akademik literatürde on yıllardır süregelen “insan hatası” (human error) kavramı, Safety-II perspektifinde radikal bir dönüşüme uğrar. Sidney Dekker (2011) tarafından savunulan “The New View” (Yeni Bakış) yaklaşımına göre, insan hatası bir kaza nedeni değil, sistemdeki yapısal sorunların bir belirtisidir.
3.1. Adaptasyon Kapasitesi Olarak İnsan
Teknolojik sistemler ne kadar gelişmiş olursa olsun, “beklenmeyen” (unforeseen) durumlar karşısında kilitlenirler. Bu kilitlenmeyi çözen tek unsur insan zihnidir. İnsan, karmaşık sistemlerde varyasyonları dengeleyen en esnek bileşendir. Bir sistemde esneklik (resilience) varsa, bu genellikle teknik donanımdan ziyade, sahadaki ekibin ortak akıl ve adaptasyon kapasitesinden kaynaklanır.
4. Bölüm: Esneklik Potansiyelleri – Hollnagel’in Dört Temel Yeteneği

Resilience Engineering, bir organizasyonun karmaşıklık karşısında hayatta kalabilmesi için pasif bir savunma değil, aktif bir performans sergilemesi gerektiğini savunur. Erik Hollnagel (2011) tarafından kavramsallaştırılan “Esneklik Potansiyelleri” (The Four Potentials for Resilience), bir EHS liderinin sistemini ne ölçüde esnek kıldığını ölçebileceği akademik bir mihenk taşıdır.
4.1. Yanıt Verme Potansiyeli (The Potential to Respond)
Yanıt verme, sistemin operasyonel düzlemde karşılaştığı düzensizliklere, krizlere veya fırsatlara karşı aksiyon alma kabiliyetidir. Geleneksel İSG’de bu genellikle “Acil Durum Planları” ile sınırlı kalırken, Safety-II’de bu yetenek “günlük operasyonel esneklik” anlamına gelir.
- Teknik Analiz: Yanıt verme kapasitesi, sadece önceden tanımlanmış senaryolara hazırlıklı olmak değil, aynı zamanda tanımlanmamış varyasyonları (bir kimyasal sızıntısı anında operatörün inisiyatif alarak vanayı manuel kapatması gibi) yönetebilmektir.
4.2. İzleme Potansiyeli (The Potential to Monitor)
İzleme, sistemin hem kendi içindeki performansı hem de dış çevredeki değişimleri tarama kapasitesidir. Ancak burada bahsedilen “izleme”, sadece KPI takibi veya aylık kaza istatistikleri (lagging indicators) değildir.
- Zayıf Sinyallerin Tespiti: Sistemin “gürültüsü” içinde, gelecekteki bir felaketin öncüsü olabilecek mikro sapmaları fark etmektir. Tesisin kalbindeki basınç göstergesindeki çok küçük dalgalanmaların “normal sapma” olarak değil, sistemik bir riskin habercisi olarak okunmasıdır.
4.3. Öngörme Potansiyeli (The Potential to Anticipate)
Öngörme, mevcut verilerin ötesine geçerek, gelecekteki potansiyel değişimleri modelleyebilme yeteneğidir.
- Sistemik Simülasyon: Yeni bir teknoloji kurulduğunda, bu değişimin sistemin geri kalanıyla olan non-lineer etkileşimlerini önceden görebilmektir.
4.4. Öğrenme Potansiyeli (The Potential to Learn)
Resilience Engineering’in en devrimsel olduğu alan “öğrenme”dir. Geleneksel sistemler sadece kaza raporlarından öğrenirken, Safety-II sistemleri başarılardan öğrenir.
- Safety-II Öğrenme Modeli: “Bugün işler neden doğru gitti?” analizi yapmak. Operatörlerin kaza yapmamak için kullandıkları “gizli adaptasyonları” açığa çıkarıp bu pratikleri kurumsal hafızaya dahil etmektir.
5. Bölüm: Sistemik Tasarım ve “Affedici” Mühendislik (Forgiving Systems)
Resilience Engineering, sadece bir yönetim teorisi değil, aynı zamanda bir tasarım felsefesidir. Karmaşık sosyo-teknik sistemlerde (Kimya fabrikaları, rafineriler, nükleer tesisler), sistemin insan hatasını bekleyen ve bu hata gerçekleştiğinde sistemi güvenli duruma çeken bir yapıda olması gerekir.
5.1. Affedici Sistemler (Forgiving Systems) Kavramı
Affedici bir sistem, tek bir hatanın zincirleme bir felakete yol açmasını engelleyen, savunma katmanları arasında esneklik boşlukları bırakan sistemdir.
- Hata Hoşgörüsü (Error Tolerance): Mühendislik tasarımında, operatörün bir vanayı yanlış açması durumunda sistemin otomatik olarak basıncı tahliye etmesi veya operatörü bilişsel olarak uyarmasıdır.
- Görünürlük (Observability): Sistemin mevcut durumunun operatör tarafından ne kadar net anlaşılabildiğiyle ilgilidir. Nöro-güvenlik bağlamında, bilişsel aşırı yüklenmeyi (cognitive overload) önleyen bir HMI (İnsan-Makine Arayüzü) tasarımı, esnekliğin temelidir.
5.2. Teknik Karmaşıklık ve Sıkı Bağlantılar (Tight Coupling)
Charles Perrow’un (1984) “Normal Accidents” teorisine atıfla; sistemler ne kadar “sıkı bağlantılı” (tightly coupled) ise esneklik o kadar azalır. Bir kimya tesisinde reaksiyon hızı çok yüksekse ve hata payı saniyelerle ölçülüyorsa sistemin adaptasyon yeteneği düşüktür. Resilience Engineering, bu sıkı bağlantıları gevşetecek tampon bölgeler (buffers) ve zaman marjları yaratmayı hedefler.
6. Bölüm: ISO 45001 VE RESILIENCE ENGINEERING ENTEGRASYONU – Teoriden Operasyona
Bir İSG Lideri olarak en büyük meydan okuma, Resilience Engineering (Safety-II) gibi yüksek düzeyde akademik ve felsefi bir derinliğe sahip teoriyi, katı ve dökümantasyon odaklı ISO 45001:2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi içerisine entegre etmektir. Birçok profesyonel, bu iki yapıyı birbirine zıt görse de aslında Safety-II, ISO 45001’in “yaşayan bir sistem” olma vaadini gerçekleştiren en güçlü katalizördür.
6.1. Madde 5: Liderlik ve Çalışan Katılımı – Kontrolden Kolaylaştırıcılığa
ISO 45001’in kalbi olan liderlik maddesi, Resilience Engineering bağlamında radikal bir dönüşüm gerektirir. Geleneksel liderlik “uyumu denetlerken”, esnek liderlik “kapasiteyi kolaylaştırır”.
- Psikolojik Güven (Psychological Safety): Esnek bir sistemin yakıtı bilgidir. Eğer çalışanlar WAD (Yapılan İş) ile WAI (Hayal Edilen İş) arasındaki farkı paylaştıklarında cezalandırılacaklarını düşünüyorlarsa, sistem “kör” kalır. Liderlik, hataların birer “öğrenme fırsatı” (learning opportunity) olduğu bir iklimi yasal mevzuatın ötesinde bir kültür olarak inşa etmelidir (Edmondson, 1999).
- Yetki Devri ve Otonomi: Merkeziyetçi karar alma mekanizmaları, kriz anlarında sistemin yanıt verme (responding) hızını düşürür. Liderlik, sahadaki uzmanlığa güvenerek kararları “bilginin olduğu yere” (sahaya) devretmelidir.
6.2. Madde 6: Planlama ve Risk Değerlendirmesi – Statik Analizden Dinamik İzlemeye
Klasik Risk Değerlendirme (L tipi matrisler, Fine-Kinney vb.) metodolojileri, riskleri statik ve birbirinden bağımsız değişkenler olarak görür. Resilience Engineering ise riskin “etkileşimlerden” doğduğunu savunur.
- Varyasyon Analizi: Risk değerlendirmesine “İşler nasıl yanlış gider?” sorusunun yanına “Bu operasyonun başarıyla tamamlanması için hangi adaptasyonlara ihtiyaç duyuluyor?” sorusu eklenmelidir.
6.3. Madde 9: Performans Değerlendirme – Başarıyı Ölçmek
ISO 45001’in en zayıf karnı, performansı genellikle “kaza olmaması” (negative outcome) üzerinden ölçmesidir. Resilience Engineering, bu maddeye Kapasite Göstergeleri (Leading Indicators of Capacity) eklenmesini önerir.
- Sistemik Esneklik İndeksi: Organizasyonun beklenmedik bir duruma ne kadar sürede yanıt verdiği, öğrenilen derslerin ne kadar sürede operasyona yansıdığı gibi metrikler, performansın gerçek ölçütüdür.
7. Bölüm: Nöro-Güvenlik ve Bilişsel Esneklik – Beynin Güvenlik Rezervi
İnsan beyni, karmaşıklık karşısında hayatta kalmak için “Heuristic” (zihinsel kısayollar) kullanmaya programlıdır.
7.1. Bilişsel Yük Yönetimi (Cognitive Load Management)
Esnek bir sistem tasarımı, operatörün üzerindeki bilişsel yükü minimize etmeyi hedefler. Eğer bir sistem operatörü aynı anda on farklı parametreyi izlemeye zorluyorsa, o sistemin “esnekliği” (resilience) operatörün dikkati kadar kırılgandır.
- Hata Hoşgörülü Tasarım (Error-Tolerant Design): Nörobilimsel veriler ışığında, insan dikkatinin dalgalanması kaçınılmazdır. Esneklik Mühendisliği, bu dalgalanmayı öngörerek, sistemin “insan hata yaptığında bile güvenli kalmasını” sağlayacak bariyerler tasarlar.
8. Bölüm: Pratik Uygulama Araçları – İSG Liderleri İçin Toolkit
Kurumsal hayatta uygulanabilir somut araçlar, felsefeyi sahaya indirir.
8.1. Safety-II Denetim Formu (Örnek Sorular)
Geleneksel “Eksik Bulma” denetiminden, “Kapasite Anlama” denetimine geçiş için şu soruları merkeze almak büyük önem arz eder:
- “Bu işin en zorlayıcı/karmaşık kısmı neresi?”
- “Ekipman veya hammadde standart dışı geldiğinde işi nasıl yürütüyorsunuz?”
- “Prosedürde yazmayan ama sizin işi güvenli yapmak için geliştirdiğiniz ‘püf noktaları’ nelerdir?”
8.2. Öğrenme Laboratuvarları (Learning Labs)
Kaza olmasını beklemeden, ayda bir kez “başarılı” geçen kritik bir operasyonu seçin ve ekiple birlikte bu başarının bileşenlerini deşifre edin. Bu, kurumsal esnekliği (organizational resilience) inşa etmenin en hızlı yoludur.
9. Bölüm: Vaka Analizleri – Safety-I ve Safety-II Gözlüğüyle Felaketlere Bakış
Karmaşık sistemlerin neden çöktüğünü anlamak için geçmişteki büyük endüstriyel kazaları sadece “hatalar zinciri” olarak değil, “esneklik kaybı” olarak incelemek gerekir.
9.1. Deepwater Horizon (2010): Bir “Safety-I” Başarısızlığı mı?
Deepwater Horizon faciası öncesinde, BP’nin kaza istatistikleri (LTI) oldukça düşüktü. Bu, bir “Güvenlik Sessizliği” (Safety Silence) durumuydu.
- Safety-II Analizi: Resilience Engineering perspektifinden bakıldığında; sistemdeki “yanıt verme” (responding) ve “öngörme” (anticipating) potansiyellerinin, üretim baskısı nedeniyle daraldığı görülür. Sistemde beklenmedik varyasyonları (gaz sızıntısı) absorbe edecek bir “esneklik rezervi” (buffer) kalmamıştı. Başarılı geçen her gün, sistemin emniyet marjlarını (safety margins) biraz daha daraltmasına neden olmuştur.
9.2. Kimya Endüstrisinde “Görünmez Başarılar”
Bir reaktördeki reaksiyonun kontrol dışına çıkmak üzere olduğu bir anı düşünün. Otomatik sistemler yetersiz kalmış ancak tecrübeli bir operatör inisiyatif alarak felaketi önlemiştir. Geleneksel yapı bunu “prosedür ihlali” olarak görebilirken, Safety-II bunu “Esneklik Başarısı” olarak inceler. Operatörün adaptasyon yeteneği analiz edilir ve sistemin “izleme” potansiyelini artırmak için kullanılır.
10. Bölüm: FRAM (Functional Resonance Analysis Method) Uygulama Rehberi

Geleneksel “Hata Ağacı” (Fault Tree) analizleri sistemin doğrusal olduğunu varsayar. Resilience Engineering’in en güçlü aracı olan FRAM, sistemin dinamik ve doğrusal olmayan doğasını analiz eder.
10.1. FRAM’ın Altı Temel Boyutu
Bir fonksiyonun esnekliğini analiz etmek için her adım şu altı açıdan incelenir: Girdi (Input), Çıktı (Output), Ön Koşul (Precondition), Kaynaklar (Resources), Kontrol (Control) ve Zaman (Time).
10.2. Fonksiyonel Rezonans: Kaza Nasıl Oluşur?
Safety-II’ye göre kaza, bir şeyin “bozulması” değil; birçok küçük varyasyonun (sapmanın) aynı anda birleşerek bir “Rezonans” yaratmasıdır. Hammadde kalitesindeki sapma, operatörün yorgunluğu ve sensördeki mikro gecikme tek başına kaza yapmaz. FRAM modelinde bu çıktıların birleşimi rezonans doğurur.
11. Bölüm: Gelecek Teknolojileri ve Resilience 4.0
Endüstri 4.0 araçları, Resilience Engineering ilkelerini otomatize etmek için fırsatlar sunar.
- Dijital İkizler (Digital Twins): Tesisin dijital ikizi üzerinde binlerce senaryo (what-if) koşturularak sistemin “öngörme” potansiyeli maksimize edilir.
- Yapay Zeka Destekli İzleme: İnsan gözünün kaçıracağı zayıf sinyaller (weak signals) AI tarafından gerçek zamanlı taranır.
12. Bölüm: İSG Liderleri İçin Stratejik Yol Haritası
Akademik analizi sahada başarı hikayesine dönüştürmek için adımlar:
- Terminolojiyi Değiştirin: “Hata” yerine “Varyasyon”, “Uyum” yerine “Kapasite” kelimelerini kullanın.
- WAI vs. WAD Boşluğunu Ölçün: Prosedürlerinizin sahada ne oranda uygulanamaz olduğunu dürüstçe tartışın. Bu boşluk sizin riskiniz değil, esneklik rezervinizdir.
- Psikolojik Güvenliği KPI Haline Getirin: Çalışanların adaptasyonları bildirme oranını, kaza sayısından daha önemli bir performans kriteri yapın.
Geleceğin EHS Vizyonu: Esneklik Mimarlığı
Resilience Engineering (Safety-II), İş Sağlığı ve Güvenliği disiplinini bir denetim faaliyetinden, sistem tasarımı seviyesine taşır. 14 yıllık kurumsal tecrübenin ve akademik literatürün öğrettiği değişmez gerçek; güvenliğin sahada çalışanlar zorluklarla karşılaştığında sistemin onlara sunduğu adaptasyon kapasitesi olduğudur. Geleceğin EHS profesyonelleri hataları arayan denetçiler değil, bu adaptasyon kapasitesini inşa eden tasarımcılar olacaktır.
Akademik Kaynakça
- Dekker, S. (2011). Drift into Failure: From the System Dynamics of Individual Error to the Collective Phenomenon of Failure. Ashgate Publishing.
- Dekker, S. (2011). The Safety Anarchist: Relying on Human Expertise and Innovation instead of Blind Compliance. Routledge.
- Edmondson, A. C. (2018). The Fearless Organization: Creating Psychological Safety in the Workplace for Learning, Innovation, and Growth. Wiley.
- Hollnagel, E. (2012). FRAM: The Functional Resonance Analysis Method. Ashgate.
- Hollnagel, E. (2014). Safety-I and Safety-II: The Past and Future of Safety Management. Ashgate Publishing.
- ISO 45001:2018. Occupational Health and Safety Management Systems.
- Perrow, C. (1984). Normal Accidents: Living with High-Risk Technologies. Basic Books.
- Reason, J. (2008). The Human Contribution: Unsafe Acts, Accidents and Heroic Comebacks. CRC Press.
- Woods, D. D. (2015). Four Concepts for Resilience and the Adaptive Capacity for Complexity. Reliability Engineering & System Safety.

14 yıllık kurumsal ve uluslararası deneyime sahip EHS Lideri. Proses Güvenliği, Sürdürülebilirlik ve Yönetim Sistemleri konularında stratejik analizler ve içerik üretimi yapmaktadır.
