13 Yıl Sonra Yeniden Yazılan Metin: Çalışanların İSG Eğitimleri Yönetmeliği’nde Neler Değişti, Neler Değişmedi?

Tahmini okuma süresi: 10 dakika

Kategori: Mevzuat Yazar: Alper Gümüşler


İSG Eğitim Yönetmeliği 2026: eski-yeni karşılaştırma görseli

Özet

2 Nisan 2026 tarihli ve 33212 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yeni “Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”, çoğu kişinin de kısaltarak söylediği İSG eğitim yönetmeliği, 15 Mayıs 2013 tarihli ve 28648 sayılı öncekini yürürlükten kaldırdı. Bu yazıda iki metni madde madde karşılaştırıyorum: eğitim süreleri neden 13 yıldır aynı kaldı, sınav şartı neden şimdi geldi, uzaktan eğitimin kapsamı ne kadar genişledi ve bu genişleme sahada ne anlama geliyor. Amacım yönetmeliği özetlemek değil; metnin hangi sorunlara cevap olarak yazıldığını ve hangi soruları hâlâ açık bıraktığını göstermek. Sonuçta ortaya çıkan tablo, mevzuatın sahadaki pratiği takip ettiği kadar, bazen de sahadaki en yaygın kaçamağı meşrulaştırma riski taşıdığını gösteriyor.


Giriş: İSG Eğitim Yönetmeliği neden değişti, neden şimdi

İSG eğitimi, sahada en çok “form işi” olarak görülen konulardan biridir. Katılım tutanağı imzalanır, belge dosyaya konur, iş bitmiş sayılır. 2013 yönetmeliği bu algıya karşı aslında hiç güçlü bir engel koymamıştı — çünkü metinde bir ölçme-değerlendirme zorunluluğu yoktu. Kim eğitime “katıldıysa” belgeyi alıyordu; katılımın bir şey öğretip öğretmediği yönetmeliğin ilgi alanı dışındaydı.

13 yıl boyunca bu yapı iki kritik değişiklikle güncellendi: 24/5/2018 tarihli değişiklik “işe başlama eğitimi” kavramını sisteme soktu, 5/3/2025 tarihli değişiklik ise küçük ve az tehlikeli işyerleri için uzaktan eğitime kapı araladı. Ama bu iki ek, bir yamalı bohça yaratmıştı — temel mantık hâlâ 2013’ün “katılım = tamamlama” varsayımı üzerine kuruluydu.

2 Nisan 2026’da yürürlüğe giren yeni yönetmelik, bu yamalı yapıyı tek metinde topladı ve üç noktada gerçek bir kırılma yarattı: ölçme-değerlendirme (sınav) zorunlu hale geldi, uzaktan eğitimin kapsamı bütün işyerleri için genel kural düzeyine çıkarıldı, ve uzaktan eğitim sistemlerine karşı hile önleyici teknik şartlar ilk kez yönetmelik metnine girdi. Bu üçü birbiriyle gerilim içinde — bir yandan eğitimi daha ciddiye alma iddiası, diğer yandan onu daha çok ekrana taşıma eğilimi. Bu yazının asıl sorusu da bu gerilimle ilgili: mevzuat, sahadaki “kutu işaretleme” kültürünü gerçekten kırıyor mu, yoksa onu dijital bir forma taşıyarak yeniden mi üretiyor?


Yapısal karşılaştırma: 18 maddeden 29 maddeye

2013 yönetmeliği 18 madde ve tek bir bölüm mantığıyla ilerliyordu; eklemeler zamanla maddelerin içine (özellikle 6. ve 10. maddelere) sıkıştırıldı. 2026 yönetmeliği ise beş bölüme ayrılmış 29 maddeden oluşuyor: Başlangıç Hükümleri, İşverenin ve Çalışanın Yükümlülükleri, İşe Başlama Eğitimleri, Temel Eğitimler ve Diğer Eğitimler, Çeşitli ve Son Hükümler.

Bu yeniden yapılanmanın kendisi bir mesaj taşıyor: işe başlama eğitimi artık ayrı ve görünür bir bölüm. 2013 metninde bu kavram yoktu; 2018’de eklendiğinde tek bir maddeye (6. madde) sıkıştırılmıştı. Şimdi kendi bölümü, kendi süresi (en az iki ders saati), kendi belgelendirme şekli var ve temel eğitim süresinden sayılmıyor. Sahada “işe başlama eğitimi de temel eğitimin bir parçasıdır, ayrıca saymaya gerek yok” diyen pratik artık mevzuatla açıkça çelişiyor.


Kim eğitiyor: İşe başlama eğitiminin faili kim olmalı

Yönetmeliği ilk okuyuşta bir izlenim oluşuyor: işe başlama eğitimi de dahil, sahadaki tüm eğitimlerin doğal sahibi iş güvenliği uzmanı. Bu izlenim tesadüf değil — 10. madde temel eğitimi verebilecek kişi ve kurumları sayarken listenin başında İGU ve işyeri hekimi var; metnin genel akışı da eğitim faaliyetini büyük ölçüde bu iki rol etrafında kuruyor. Ama işe başlama eğitimi için durum aslında farklı yazılmış.

  1. maddenin dördüncü fıkrası işe başlama eğitimini verebilecekleri şöyle sayıyor: işveren, işyerinde sağlık ve güvenlik hizmetini yürüten iş güvenliği uzmanları ile işyeri hekimleri, veya işveren tarafından görevlendirilen bilgi sahibi ve deneyimli çalışanlar. Bu son ibare önemli — yönetmelik, işe başlama eğitiminin bir bölüm yetkilisi, ustabaşı ya da vardiya amiri tarafından verilmesine zaten açıkça izin veriyor. Sen yanılmıyorsun; mevzuat metni senin sezgini destekliyor, sorun mevzuatta değil, mevzuatın bu esnekliğinin sahada nadiren kullanılmasında.

Bunun neden pratik açıdan daha isabetli olabileceğine dair birkaç gerekçe var:

  • İşe başlama eğitiminin içeriği (madde 7/2), tanım gereği işe ve işyerine özgü: çalışanın yapacağı iş, kullanacağı ekipman, çalışma ortamından kaynaklanan riskler. Bu, genel bir İSG bilgisi değil, o iş istasyonunun günlük pratiğine dair yerinde bilgi. Bir İGU işyerinin genelini bilir; ama bir presin belirli bir vardiyada nasıl sıkışma yaptığını, ya da bir sahadaki belirli bir yürüme güzergâhının neden riskli olduğunu en iyi bilen genelde o bölümün fiilen içinde olan kişidir.
  • İGU sayısal olarak kısıtlı ve genellikle birden fazla bölümü, bazen birden fazla işyerini kapsıyor. Bölüm yetkilisi ise işe başlama anında fiilen oradadır — eğitim, işin gerçek bağlamından kopmadan, gecikmeden verilebilir.
  • Tersine bir risk de var: “bilgi sahibi ve deneyimli çalışan” ifadesi bir eşik koyuyor ama bu eşiğin nasıl doğrulanacağı, kimin “yeterince deneyimli” sayılacağı yönetmelikte tanımlanmamış. İGU’nun en azından belgeli bir yeterliliği var; bölüm yetkilisinin İSG pedagojisi ve mevzuat bilgisi değişkenlik gösterebilir. Yetki devri burada bir kalite riskiyle birlikte geliyor.

Peki neden sahada bu görev hâlâ neredeyse otomatik olarak İGU’ya düşüyor? Birkaç neden görüyorum: denetimde tek elden hesap verilebilirlik arayışı, OSGB sözleşmelerinin standart maddelerinin genellikle “tüm eğitimler uzmanımız tarafından verilir” şeklinde yazılması, ve işverenin bölüm yetkilisine eğitim verme sorumluluğu yüklemeyi ek bir iş yükü ve risk olarak görmesi. Sonuç olarak yönetmeliğin tanıdığı esneklik kâğıt üzerinde kalıyor, uygulamada tek bir role yükleniyor — bu da işe başlama eğitiminin bazen genel geçer bir sunuma dönüşmesine, o işe özgü ayrıntıların atlanmasına yol açabiliyor.

Bence doğru model, ikisini birbirinin yerine değil tamamlayıcısı olarak kurmak: genel İSG çerçevesi ve yasal zemin İGU/işyeri hekimi tarafından, işe ve ekipmana özgü kısım ise bölüm yetkilisi tarafından, İGU’nun hazırladığı içerik ve denetimi altında verilsin. Yönetmelik buna zaten izin veriyor; eksik olan, işverenlerin bunu bir uyum yükü değil bir kalite fırsatı olarak görmesi.


Değişmeyen sayı: Eğitim süreleri neden hâlâ 8-12-16 ders saati

Az tehlikeli işyerleri için 8, tehlikeli işyerleri için 12, çok tehlikeli işyerleri için 16 ders saati — bu rakamlar 2013’ten beri birebir aynı. Yeni yönetmelik “ders saati” kavramını ilk kez resmî olarak tanımladı (en az 45 dakika ders + 15 dakika ara), ama toplam sürelerde hiçbir değişiklik yapmadı.

Burada durup sormak gerekiyor: 13 yıl önce belirlenen bu süreler, bugünün risk profiline hâlâ uygun mu? Bu süre boyunca işyerlerinde kullanılan ekipman, kimyasal çeşitliliği, göçmen işçi oranı, taşeronlaşma düzeyi kayda değer biçimde değişti. Sürelerin sabit kalması iki şekilde okunabilir: ya bu süreler zaten yeterliydi ve değiştirilmesine gerek yoktu, ya da düzenleyici otorite süre tartışmasını başka bir reforma erteledi ve bu yönetmelik “kalite” tarafına (sınav, izleme, belgelendirme) odaklandı. Ben ikinci ihtimalin daha güçlü olduğunu düşünüyorum — çünkü yönetmeliğin ağırlık merkezi açıkça “verilsin mi” sorusundan “gerçekten öğrenildi mi” sorusuna kaymış durumda. Ama bu da beraberinde başka bir soruyu getiriyor: sabit süre içinde daha sıkı bir ölçme-değerlendirme dayatmak, eğitimi sıkıştırmaktan başka bir sonuç doğurur mu?


Asıl kırılma: Sınav şartının gelişi

2013 metninde temel eğitimin sonunda bir sınav veya başarı ölçütü yoktu. Katılım tutanağı imzalanıyor, belge düzenleniyordu — bu kadar. Yeni yönetmeliğin 16. maddesi bunu kökten değiştiriyor: eğitim öncesinde işveren tarafından belirlenecek bir yöntemle bireysel seviye tespiti yapılacak, eğitim sonunda 100 puan üzerinden en az 60 puanla geçilecek bir sınav uygulanacak, başarısız olan katılımcıya en fazla iki ek sınav hakkı tanınacak, üçüncü denemede de başarısız olan çalışan eğitimi baştan almak zorunda kalacak.

Bu, sahadaki en yaygın alışkanlıklardan birine doğrudan müdahale ediyor: eğitim videosunun arka planda açık bırakılıp asıl işin yapılması, ya da salonda oturup telefonla ilgilenilmesi. Katılım tutanağı bu davranışı önceden hiçbir zaman engellememişti çünkü ölçtüğü şey “orada bulunma”ydı, “öğrenme” değil. Sınav şartı, en azından kağıt üzerinde, bu boşluğu kapatıyor.

Sorulması gereken soru şu: 60 puanlık bir eşik, davranış değişikliğinin gerçek bir göstergesi mi, yoksa yeni bir “kutu işaretleme” biçimi mi? Bir çalışan ezber yoluyla 60 puana ulaşabilir ve yüksekten düşme riskiyle karşılaştığında yine de doğru refleksi göstermeyebilir. Sınav, katılım tutanağından daha iyi bir gösterge olsa da, davranışsal bir kanıt değil — bilişsel bir kanıt. Adil kültür ve güvenlik liderliği literatüründeki temel ayrım da tam burada: bilmek ile yapmak arasındaki mesafe mevzuatla kapanmıyor, sahada kapanıyor.


En tartışmalı genişleme: Uzaktan eğitimin kural haline gelmesi

2013 yönetmeliğinin orijinal metninde uzaktan eğitim diye bir kavram yoktu. 2018 değişikliğiyle tanım eklendi ama kullanımı çok sınırlıydı. 2025’teki değişiklik, az tehlikeli sınıfta ve 10’dan az çalışanı olan işyerlerinde ilk eğitimde bile uzaktan yönteme izin verdi; daha büyük ve tehlikeli işyerlerinde ise yalnızca tekrar eğitimlerinde, senkron şartıyla uzaktan eğitime kapı araladı.

Yeni yönetmeliğin 12. maddesi bu kısıtlı istisnayı genel kurala dönüştürdü: Ek-1’deki eğitim konu başlıklarından ilk üçü (genel konular, sağlık konuları ve üçüncü başlık) artık bütün işyerleri için, tehlike sınıfı fark etmeksizin, uzaktan, yüz yüze veya karma yöntemle verilebiliyor. Sadece dördüncü başlık — işe ve işyerine özgü risklerle ilgili kısım — tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki işyerlerinde mutlaka yüz yüze olmak zorunda; az tehlikeli işyerlerinde bu kısım da uzaktan verilebiliyor.

Bu, 2013’ten bu yana yapılan en büyük kapsam genişlemesi. Eskiden “istisna” olan şey şimdi “varsayılan” hâline geldi. Yönetmelik bunu dengelemek için 12. maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında teknik şartlar getiriyor: giriş-çıkış kayıtları, tamamlama oranları, ölçme-değerlendirme sonuçlarının izlenmesi ve raporlanması zorunlu; ileri sarma, sekme veya pencere kapatma gibi eğitimi anlamsızlaştıran davranışların önlenmesi, periyodik açılır pencerelerle çalışanın aktif katılımının desteklenmesi şart koşuluyor.

Burada iki farklı okuma mümkün. Birincisi: mevzuat, sahada zaten yıllardır bilinen bir gerçeği — pek çok “temel eğitim”in fiilen bir ekranın açık bırakılmasından ibaret olduğunu — kabul edip bunu en azından teknik olarak denetlenebilir hale getirmeye çalışıyor. İkincisi: genel konuları uzaktan eğitime tamamen açarak, işyerine özgü olmayan (ve dolayısıyla en az risk taşıyan ama aynı zamanda en kolay atlanan) kısmın kalitesini daha da düşürme riski taşıyor. Bu iki okuma da aynı anda doğru olabilir — teknik izleme şartları kağıt üzerinde var, ama “ileri sarmayı engelleme” bir yazılımsal kısıtlama; çalışanın gerçekten dikkatini verip vermediğini ölçmüyor. OSGB’lerin ve uzaktan eğitim platformu sağlayan firmaların bu şartları nasıl uygulayacağı, önümüzdeki bir-iki yıl içinde denetim pratiğinde netleşecek.


Sessiz ama önemli değişiklikler

Yukarıdaki üç büyük başlığın gölgesinde kalan, ama sahada karşılığı olan birkaç değişikliğe daha değinmek gerekiyor:

Üç aylık tamamlama süresi netleşti. Eski yönetmelik temel eğitimin ne zaman tamamlanması gerektiği konusunda net değildi; yeni yönetmeliğin 8. maddesi, işe başlamadan itibaren en geç üç ay içinde tamamlanma zorunluluğunu açıkça koyuyor. Bu, yüksek personel devir hızı olan sektörlerde (inşaat, lojistik, mevsimlik tarım) işverenin eğitim planlamasını daha sıkı takip etmesini gerektirecek.

Eğitim süresi fazla mesai sayılıyor. 5. maddenin altıncı fıkrası, eğitimde geçen sürenin çalışma süresinden sayılacağını ve haftalık çalışma süresini aşan kısmın fazla çalışma olarak değerlendirileceğini açıkça yazıyor. Eskiden bu, yorum ve içtihatla çözülen gri bir alandı; artık metinde.

Yıllık eğitim programı ve çalışan görüşü. 11. madde, işverenin yıllık eğitim programı hazırlarken çalışanların veya temsilcilerinin görüşünü alması gerektiğini söylüyor. Bu, katılımcı güvenlik kültürü açısından küçük ama anlamlı bir adım — eğitim içeriğinin yalnızca tepeden belirlenmediği bir süreç öngörüyor.

Engelli çalışanlar için erişilebilirlik standardı. 20. madde, engelli çalışanlar için eğitimin işaret dili, sesli betimleme gibi alternatif formatları içermesini ilk kez bu netlikte yazıyor.

Eski belgelerin geçerliliği. Geçici madde 1 uyarınca, eski yönetmelik kapsamında verilmiş tüm eğitimler ve düzenlenmiş belgeler geçerliliğini koruyor; belgelendirilememiş eğitimler için bir aylık bir düzeltme penceresi tanınıyor. Yani işverenlerin arşivlerini sıfırlamasına gerek yok, ama belgesiz kalan eğitimleri hızlıca tamamlamaları gerekiyor.


Sahadan bakınca: Bu değişiklikler neyi çözer, neyi çözmez

Kurumsal ve uluslararası projelerde gördüğüm kadarıyla, İSG eğitiminin en büyük sorunu mevzuat metninde değil, uygulamanın ticarileşmesinde yatıyor. Eğiticinin niteliği ne kadar iyi tanımlanırsa tanımlansın, eğer eğitim bir maliyet kalemi olarak en düşük fiyata alınıyorsa, sınav şartı da zamanla bir formaliteye dönüşebilir — tıpkı katılım tutanağının dönüştüğü gibi. Yeni yönetmeliğin sınav ve izleme mekanizmaları, doğru yönde atılmış adımlar; ama bunların gerçek bir davranış değişikliğine dönüşüp dönüşmeyeceği, denetimin sıklığına ve OSGB ile eğitim platformu piyasasının bu şartlara ne kadar ciddi uyacağına bağlı.

Burada açık bırakmak istediğim birkaç soru var, çünkü bu yazının amacı kesin bir yargıya varmak değil:

  • Sınav başarı eşiği olan 60 puan, işkolu ve tehlike sınıfı fark etmeksizin sabit. Çok tehlikeli bir işyerinde 60 puanla geçen bir çalışan ile az tehlikeli bir ofiste 60 puanla geçen bir çalışan aynı güvenlik teminatını mı temsil ediyor?
  • Uzaktan eğitimde “aktif katılımı destekleyecek” açılır pencereler, gerçek bir öğrenme kanıtı mı, yoksa yalnızca bir tıklama kaydı mı?
  • İşe başlama eğitiminin süresi (asgari 2 saat) sabit tutulmuş durumda; ama bir inşaat sahasındaki riskle bir depo sahasındaki risk aynı iki saatlik çerçeveye sığıyor mu?

Bu soruların cevabını mevzuat metni tek başına vermiyor — vermesi de beklenmemeli. Yönetmelik bir çerçeve kuruyor; o çerçevenin içini iyi ya da kötü dolduracak olan, işyerlerindeki güvenlik liderliği ve İSG profesyonellerinin bu süreci nasıl yönettiği.


Sonuç

2026 yönetmeliği, 2013 metninin devamı değil, onun üzerine kurulu ama felsefesi kısmen farklı bir yeniden yazım. Süre rakamları sabit kaldı, ama “eğitim verildi mi” sorusunun yerini “eğitim işe yaradı mı” sorusu almaya başladı — sınav şartı, seviye tespiti, uzaktan eğitimde izlenebilirlik şartları bunun göstergesi. Aynı zamanda uzaktan eğitimin kapsamı ciddi biçimde genişledi ve bu, denetim kapasitesiyle dengelenmediği sürece yeni bir kutu-işaretleme biçimine dönüşme riski taşıyor.


Akademik Kaynakça

  1. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik (2 Nisan 2026 tarihli ve 33212 sayılı Resmî Gazete). Tam metin: Vertax Consulting üzerinden erişim
  2. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik (15 Mayıs 2013 tarihli ve 28648 sayılı Resmî Gazete, güncel/konsolide metin). mevzuat.gov.tr
  3. Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (5 Mart 2025 tarihli ve 32832 sayılı Resmî Gazete). Alomaliye.com
  4. Aksan Hukuk, “2 Nisan 2026 Tarihli Yeni İSG Eğitim Yönetmeliği Kapsamında İşverenler Açısından Başlıca Değişiklikler.” aksan.av.tr
  5. CottGroup, “Yeni İSG Eğitim Yönetmeliği Yayımlandı: İş Yerlerini Bekleyen Kritik Yenilikler.” cottgroup.com
  6. Alomaliye.com, “Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik — 2026.” alomaliye.com
  7. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu (20/6/2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmî Gazete), md. 16, 17, 18 ve 30 — yönetmeliğin dayanağı.

İlgili Yazılar

Yeni yazılardan haberdar olmak için bültenime abone olun.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top
Bu içerik telif hakkıyla korunmaktadır — alpergumusler.com