İş Kazası Bildirimi: Kolluğa Derhal, SGK’ya Üç İş Günü, Süre Ne Zaman Başlar ve Gecikmenin Bedeli

Tahmini okuma süresi: 32 dakika

Kategori: Mevzuat Yazar: Alper Gümüşler


İşletmelerde veya üretim sahalarında bir kaza meydana geldiğinde ilk telaş genellikle yaralanan çalışanın sağlık durumuna odaklanır; hemen ardından yöneltilen ilk idari soru ise iş kazası bildirimi için kaç günlük süre bulunduğu olur. Bu soruya çoğunlukla tek bir sayı ile cevap verilir ve üç günlük bir takvimden bahsedilir. Oysa mevzuatın kurduğu mekanizma tek bir bildirimden, tek bir kurumdan veya tek bir günden ibaret değildir. Bence “iş kazası bildirimi kaç gün?” sorusu yanlış yerden başlıyor; asıl sorulması gereken, sürenin ne zaman başladığı ve kaçırılırsa faturanın yalnız ceza olmadığı.

Süreç incelendiğinde aynı olay için iki ayrı bildirim, iki ayrı muhatap ve iki farklı zamanlama kuralı bulunduğu görülür. Kanun koyucu, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhal bilgi verilmesini emrederken, Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak bildirimi kazadan sonraki üç iş günü ile sınırlandırmıştır. Üstelik bu üç iş günlük süre her olayda kazanın gerçekleştiği an işlemeye başlamaz. Kaza işverenin kontrol alanı dışındaki bir sahada gerçekleşmişse süre olayın öğrenildiği tarihten, Kurumca kabul edilebilir, belgelenmiş bir mazeret varsa bu engelin ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

Bildirimin zamanında yapılmamasının maliyeti de yalnızca idari para cezası değildir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na dayanan ve doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilen idari para cezası, işyerinin çalışan sayısına ve tehlike sınıfına göre yüzde 200’e kadar artırılır. Bunun yanında, kaza süresinde bildirilmezse bildirim tarihine kadar geçen süre için çalışana ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilir. İstirahat uzun sürer ve bildirim de gecikirse bu kalem cezayı geride bırakabilir. Benim okumamda gecikmeyi büyüten şey çoğu zaman kötü niyet değil, kazanın bildirimi yapacak kişiye geç ulaşmasıdır. Bu yazıda iki kanunun kurduğu ikili bildirim yapısını, sürenin başladığı anı, iş gününün nasıl sayıldığını, bildirimi kimin yapacağını ve gecikmenin mali sonuçlarını sırayla ele alıyorum.

İş kazası bildirimi: İki ayrı bildirim ve iki ayrı muhatap

Türk sosyal güvenlik ve iş sağlığı güvenliği mevzuatında iş kazası bildirimi tek bir prosedür olarak kurgulanmamıştır. Aynı kaza için iki bağımsız yasal düzenleme, iki farklı kurumu muhatap tayin etmiştir. Bu düzenlemelerin ilki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesidir. Madde metninde 4/1-a kapsamındaki hizmet akdiyle çalışan sigortalılar ile 5. madde kapsamındaki sigortalılar bakımından işverenin yükümlülüğü açıkça düzenlenmiştir. Kanun koyucu işverenin kazayı “o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde” bildirmek zorunda olduğunu hükme bağlamıştır.

İkinci temel dayanak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 14. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendidir. Bu hükümde “İşveren, aşağıdaki hallerde belirtilen sürede Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimde bulunur: a) İş kazalarını kazadan sonraki üç iş günü içinde.” ifadesi yer alır. Görüldüğü üzere Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim zorunluluğu her iki kanunda da ortak bir ilke olarak korunmuş, kolluk bildirimi ise iki kanundan yalnızca 5510 sayılı Kanun’da ve bu kanuna dayanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde yer alır.

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinin birinci fıkrası, bu bildirimlerin icra edilme usulünü ayrıntılandırmaktadır. Hükme göre bildirim e-sigorta ile yapılabileceği gibi bildirge doğrudan ya da posta yoluyla da gönderilebilir. İlgili fıkra uyarınca bildirim “Ek-7’de yer alan iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesini vermekle yükümlü olanlar tarafından e-sigorta ile Kuruma bildirilir veya doğrudan ya da posta yoluyla ilgili üniteye gönderilir.” Aynı fıkra metni kolluk kuvvetlerine yapılacak bildirimi de “kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl” şeklinde teyit etmektedir.

Kolluğa yapılacak bildirim için mevzuatta saat, vardiya ya da gün olarak bir süre yazılı değildir; kanunun ve yönetmeliğin ölçüsü “derhal” kelimesidir. Bildirimin biçimi de tarif edilmemiştir: telefonla mı, yazıyla mı, karakola giderek mi yapılacağını mevzuat söylemez. Mevzuat biçim söylemiyor; bence yazılı bir iz bırakmak işverenin lehinedir, çünkü bildirimin ne zaman yapıldığı sonradan sorulduğunda elde bir kayıt olur.

Kolluğa bildirim yapılmamasının yaptırımına bakınca dikkat çekici bir boşluk görülür. 6331 ve 5510 sayılı kanunlarda kolluk bildirimine doğrudan bağlanmış ayrı bir idari para cezası bulamadım. 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin ikinci fıkrası kolluktan hiç söz etmez; bu yüzden aynı kanunun 26. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde 14/2’ye bağlanan ceza yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak bildirimin aksamasına bağlıdır. 5510 sayılı Kanun’un idari para cezalarını düzenleyen 102. maddesinde de 13. maddedeki kolluk yükümlülüğüne bağlanmış bir bent yoktur. Aynı kanunun 21. maddesinin ikinci fıkrasındaki ödenek tahsili de yalnızca “Kuruma” yapılan bildirimin gecikmesine bağlanmıştır.

Türk Ceza Kanunu’nu ve kolluk mevzuatını bu açıdan taramadım; bu yüzden kolluğa bildirmemenin hiçbir yaptırımı olmadığını söyleyemem. 6331 ve 5510’da kolluk bildirimine bağlanmış ayrı bir para cezası görmemem, yükümlülüğün önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Sosyal Güvenlik Kurumunun resmî bilgilendirme sayfası iki muhatabı zaten ayrı satırlarda sayar: kolluk kuvvetlerine derhal, Kuruma olayın olduğu tarihten sonraki üç iş günü içinde.

Tablo 1. İş kazasında iki ayrı bildirim yükümlülüğü

MuhatapSüreKim YaparNasıl YapılırYasal Dayanak
Yetkili kolluk kuvvetleri (Polis / Jandarma)DerhalİşverenMevzuat biçim belirtmiyor5510 m.13, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1
Sosyal Güvenlik KurumuEn geç kazadan sonraki 3 iş günü içindeİşverenEk-7 bildirge ile e-sigorta üzerinden veya doğrudan / taahhütlü posta yoluyla5510 m.13, 6331 m.14/2, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1
Sosyal Güvenlik Kurumu (sağlık kuruluşunun bildirimi)En geç 10 gün içindeSağlık hizmeti sunucusu—6331 m.14/4

Bu iki yönlü yapının işyerindeki her rol için ayrı bir anlamı var.

İşveren ve işveren vekilleri açısından tablo, idari sorumluluğun tek bir merciye yapılan bildirimle tükenmediğini gösterir. Sosyal Güvenlik Kurumuna e-sigorta üzerinden bildirim yapılmış olması, kazanın olduğu yerdeki kolluğa haber verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bence işveren vekilinin kaza günü ilk kontrol edeceği şey, iki kanalın da işletilip işletilmediğidir.

İş güvenliği uzmanı açısından temel mesele, teknik inceleme ile idari bildirim arasındaki zaman farkını yönetmektir. Kaza sonrasında kök neden analizi yapmak, kanıtları toplamak ve teknik rapor hazırlamak zaman alır. Uzman, teknik incelemenin tamamlanmasını beklemeden insan kaynakları veya muhasebe birimine temel olay bilgilerini aktarmalıdır. Kolluk bildiriminin beklemeden yapılması gerektiğini yönetime hatırlatmak da bence bu rolün doğal bir parçasıdır.

İşyeri hekimi açısından ayrım şudur: kazalı çalışan bir sağlık kuruluşuna gittiğinde o kuruluşun da kendi on günlük bildirim yükümlülüğü vardır, ama bu işverenin üç iş günlük bildirimini ortadan kaldırmaz. Hastanenin nasılsa bildireceği varsayımıyla işverenin bildiriminin ertelenmesi, hekimin işyerinde önleyebileceği bir hatadır.

İnsan kaynakları ve muhasebe sorumluları için Ek-7 bildirgesi doğrudan kendi işleridir; benim gördüğüm işyerlerinin çoğunda e-sigorta bildirimini fiilen onlar yapar. Teknik raporun tamamlanmasını beklemeden olayın günü, saati ve yeri gibi temel bilgilerle üç iş günü dolmadan bildirimi yapmak bu rolün asıl sorumluluğudur.

Akış şeması: kaza, kolluğa derhal bildirim, SGK'ya kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirim, bildirilmezse SGK'nın ceza tebliği, 15 gün içinde ödeme ya da itiraz, itirazın reddinden sonra 30 gün içinde idare mahkemesi; ayrıca bildirim tarihine kadar ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin işverenden tahsili
Süresinde yapılmayan bildirimin iki ayrı sonucu var: SGK’nın idari para cezası ve geçici iş göremezlik ödeneğinin işverenden tahsili.

Hangi olay bildirilir ve iki kanunun tanımı nasıl ayrılır

Hangi olayın iş kazası sayılacağı ve dolayısıyla bildirime konu edileceği meselesi, mevzuattaki tanımların kapsamına doğrudan bağlıdır. Türk hukukunda iş kazası tanımı 6331 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun arasında kavramsal ve yapısal farklılıklar taşır. Bu iki tanımın sınırlarını doğru çizmek, sahadaki olayların bildirime tabi olup olmadığını belirlemenin ilk adımıdır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan tanım genel ve koruyucu bir yaklaşıma dayanır. Madde metnine göre iş kazası; “İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı” ifade eder. Bu tanımda iki temel kanca vardır: olayın ya işyerinde gerçekleşmiş olması ya da işyerinde olmasa bile işin yürütümünden kaynaklanması gerekir. Ayrıca olayın sonucunda ölüm ya da ruhen veya bedenen bir engellilik hâlinin doğmuş olması aranır.

5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası ise genel bir soyut çerçeve çizmek yerine beş somut hâli tek tek sayarak sınırları belirlemiştir. Kanun koyucu şu durumları iş kazası olarak nitelendirir: a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olaylar, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelen olaylar (sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürüttüğü iş nedeniyle), c) Bir işverene bağlı çalışan sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen olaylar, d) 4/1-a kapsamındaki emziren kadın sigortalının iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda meydana gelen olaylar, e) Sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen olaylar.

Bu beş bentte sayılan durumlar sonucunda sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaylar 5510 sayılı Kanun’a göre iş kazasıdır. Sahada sık duyduğum bir yanılgı, kazanın mutlaka fabrika binasında, ofiste ya da şantiyede olması gerektiğidir. Oysa (c) ve (e) bentleri tanımı işyerinin dışına taşır. İşverenin sağladığı servis aracıyla işe gidip gelirken yaşanan bir trafik kazası ya da görevli olarak başka bir yere gönderilen çalışanın bu süre içinde geçirdiği bir kaza, 5510’a göre iş kazası sayılabilir. Bence olay işyerinde olmadı, bildirmeye gerek yok kestirmesi işveren için ciddi bir risktir; işyeri dışındaki kazalarda da olayın görevle ve taşımayla bağına bakılıp bildirim süreci işletilmelidir.

Bildirilen her olayın kendiliğinden iş kazası sayılıp sayılmayacağı ve buna kimin karar verdiği 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu hükme göre Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağına karar vermek için Sosyal Güvenlik Kurumunun denetim memurları ya da iş müfettişleri soruşturma yapabilir. Soruşturma sonunda yazılı olarak bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, bu olay için yapılmış yersiz ödemeler gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edilir. Yani olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağına işyeri değil, Sosyal Güvenlik Kurumu karar verir.

Sahada karşılaşılan en çetin sorulardan biri de hafif yaralanmaların bildirilip bildirilmeyeceğidir. Tıbbi müdahale gerektirmeyen, istirahat raporu alınmayan, ilk yardımdan sonra çalışanın işinin başına döndüğü olayların bildirilmesi gerekip gerekmediği konusunda açık bir SGK genelgesi ya da doğrudan bu soruyu cevaplayan bir Yargıtay kararı bulamadım. Ancak mevzuattan ve SGK’nın kendi belgelerinden çıkan dolaylı kanıtlar yön gösteriyor.

İlk olarak, 6331 sayılı Kanun’un 3. maddesindeki tanımda da 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki tanımda da bildirim yükümlülüğü çalışanın istirahat raporu almasına, hastanede yatmasına ya da belirli bir gün sayısınca iş göremezliğe uğramasına bağlanmamıştır. Kanun koyucu açık bir iş göremezlik eşiği koymamıştır.

İkinci olarak, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2024 yılında yayımladığı İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirim Formu Uygulaması Kullanım Kılavuzu’na bakmak gerekiyor. Kılavuzdaki “Kaza Sonucu İş Göremezliği” alanında seçilebilecek ilk seçenek “Yok” ve kılavuz bu seçeneği şöyle tanımlıyor: “Kişinin istirahat raporu almadığı ve kaza sonrası işe hemen geri dönülen durumları ifade etmektedir.” Aynı kılavuzda “Tıbbi Müdahale Yapıldı mı?” alanında “Yapılmadı” seçeneği de var. Bu seçenekler, SGK’nın elektronik bildirim formunun istirahat raporu olmayan, hatta tıbbi müdahale görmemiş kazaların girilmesine göre tasarlandığını gösterir.

Üçüncü olarak SGK’nın istatistik yıllıkları aynı tabloyu sayıyla veriyor. SGK İstatistik Yıllığı Tablo 3.1.1’in ilk veri sütununun başlığı “Kaza günü (çalışır)”; bu sütun, iş kazası geçirdiği Kuruma bildirilen ama iş göremezliğe uğramadan kaza günü çalışan sigortalıları gösterir. 2025 tablosuna göre iş kazası geçiren 766.039 sigortalının 467.878’i bu sütunda; SGK tablosundan hesapladığım oranla yaklaşık yüzde 61. Yani iş kazası geçirdiği Kuruma bildirilen sigortalıların yarısından fazlası kaza günü işinin başında kalmış. Bence formdaki iş göremezlik yok seçeneği ve bu oran, sorunun cevabını kendisi veriyor. SGK genelgesi hafif yaralanmanın bildirilmesini emreder diye bir kural yazamıyorum; ama Kurumun kendi formu ve istatistiği bu bildirimleri topluyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu, bir olayı iş kazası olarak değerlendirirken üç unsuru birlikte arıyor ve bunu kendi sayfasında şöyle yazıyor: “Kurumumuzca bir olayın iş kazası olup olmadığının değerlendirilebilmesi için öncelikle iş kazası geçiren kişinin, -Sigortalı olması, -Mutlaka bir olay ile karşılaşmış olması, -Meydana gelen olay nedeniyle bedenen veya ruhen engelli hale gelmesi, hallerinin bir arada bulunması gerekmektedir.” Bu ölçütte de rapor ya da istirahat şartı yok. Bununla birlikte parmaktaki küçük bir sıyrığın ya da hafif bir ezilmenin tek başına bedenen engelli hâle gelme sayılıp sayılmadığını SGK açıkça söylemiyor. Bence bu gri alanda güvenli yol, her yaralanmayı kayda geçirmek ve bildirime konu olup olmadığını yazılı bir değerlendirmeyle karara bağlamaktır.

Buna karşılık yaralanmaya yol açmayan tehlikeli olaylar, yani ramak kala olaylar Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmez. Ama işveren 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre bu olayları incelemek ve raporlamak zorundadır; bu süreci ramak kala olay yazısında ayrıntılı olarak ele almıştım.

Bu bölümün işyerindeki karşılığı kısaca şöyle: işveren veya işveren vekili, işyeri dışındaki kazalarda görevlendirme ve taşıma belgelerini aynı gün dosyaya koymalı; iş güvenliği uzmanı hafif de olsa her yaralanmayı yazılı bir olay kaydına geçirmeli; işyeri hekimi rapor verilsin verilmesin yaralanmanın niteliğini kayda almalı; bildirimi yapan insan kaynakları veya bordro sorumlusu da rapor yoksa bile bildirim formunda iş göremezlik alanının yok seçeneğinin bulunduğunu bilmeli.

Süre ne zaman başlar ve iş günü nasıl sayılır?

İş kazası bildiriminde sürenin doğru işletilmesi, sürenin hangi anda başladığının ve iş gününün nasıl sayıldığının bilinmesine bağlıdır. Hem 5510 sayılı Kanun hem de 6331 sayılı Kanun bildirim için kazadan sonraki üç iş günü ifadesini kullanır. “Kazadan sonraki” ifadesi sürenin kaza gününden sonra başladığını düşündürür; SGK’nın aşağıda aktaracağım örneği de bu yönde. Ancak kanun metninde gün hesabı için ayrıntılı bir kural yoktur.

Sürenin başlangıcı her zaman kazanın meydana geldiği an değildir. Kanun koyucu işverenin doğrudan kontrol ve gözetim alanı dışındaki durumlarda sürenin başlangıcını bilgi alma şartına bağlamıştır. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde bu durum şu açık ifadeyle yer alır: “Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar.”

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinin ikinci fıkrası bu kurala bir koşul ekler: “Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıların, işverenin kontrolü dışındaki yerlerde iş kazası geçirmeleri hâlinde, iş kazası ile ilgili bilgi alınmasına engel olacak durumlarda, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren bildirim süresi üç iş günüdür.” Kanun yalnızca işverenin kontrolü dışındaki yeri ararken, yönetmelik ayrıca bilgi alınmasına engel olacak bir durumun varlığını da şart koşar. Kanun bu ek koşulu aramaz; ama SGK’nın işverenin yükümlülüklerini anlatan sayfası da yönetmeliğin dar ifadesini kullanır. Bu yüzden kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde olduysa ve süre öğrenme tarihinden başlatılacaksa, kazanın işverene geç ulaşmasına yol açan engeli de belgelemek güvenli yoldur.

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin yurt dışındaki sigortalılara ayrılmış kısmında yer alan 90. maddesi üç başlangıç anı sayar; madde metni ikinci ve üçüncü hâli yurt dışıyla sınırlamıyor, ama maddenin yeri bu kısımdır. Bu maddeye göre üç iş günlük bildirim süresi;

  • Yabancı ülkelerde meydana gelen iş kazalarında olayın meydana geldiği tarihten,
  • İşverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelen kazalarda kazanın öğrenildiği tarihten,
  • Sosyal Güvenlik Kurumunca kabul edilebilir, belgelenmiş bir mazeretin bulunması hâlinde ise bu mazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlar.

Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan, yani 4/1-b (Bağ-Kur) kapsamındaki sigortalılar için durum farklıdır. Bu kişiler bildirimi bizzat kendileri yapmak zorundadır. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi ve Yönetmeliğin 35. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, 4/1-b sigortalısı bildirimi bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmasına engel olmadığı günden sonraki üç iş günü içinde yerine getirmelidir. Yönetmeliğin 35. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince bu engel durumunun hekim raporuyla ya da mücbir sebep olayını belgeleyerek kanıtlanması şarttır.

Tarım ve orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışan sigortalılar bakımından ise Yönetmeliğin 35. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi devreye girer. Bu sigortalıların kazaları kendileri veya işverenleri tarafından kolluğa derhal, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise en geç üç iş günü içinde bildirilir.

Meslek hastalıklarında süre kaza anına değil, işverenin öğrenmesine bağlıdır. 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi bunu açıkça yazar: “Sağlık hizmeti sunucuları veya işyeri hekimi tarafından kendisine bildirilen meslek hastalıklarını, öğrendiği tarihten itibaren üç iş günü içinde.” Yani sağlık hizmeti sunucusu ya da işyeri hekimi meslek hastalığını işverene bildirdiğinde, üç iş günlük süre işverenin öğrendiği tarihten başlar. Evden veya karma modelle çalışanların kazalarında sürenin başlangıcı ve yer bağı ise ayrı bir tartışma; bunu uzaktan çalışma yazısında ele almıştım.

Sürenin başlangıcı tespit edildikten sonra en kritik aşama “iş günü” kavramının nasıl sayılacağıdır. 5510 sayılı Kanun’da, 6331 sayılı Kanun’da ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde “iş günü” kavramının genel ve bağlayıcı bir yasal tanımı bulunmamaktadır. Yönetmeliğin prim ödemeleri veya aylık talepleri gibi başka maddelerinde süre sonunun resmi tatile rastlaması hâlinde takip eden ilk iş gününe uzayacağına dair hükümler yer alsa da, iş kazası bildirimine özgü böyle bir uzama kuralı mevzuatta açık bir madde olarak düzenlenmemiştir.

Cumartesinin iş günü sayılıp sayılmadığı konusunda kanunlarda, SGK genelgelerinde ya da taradığım Yargıtay kararlarında açık bir hüküm bulamadım. Buna karşılık Sosyal Güvenlik Kurumunun resmî sitesindeki “İş Kazası” sayfasında verilen bir hesap örneği, Kurumun nasıl saydığını gösteriyor. SGK sayfasında aynen şöyle yazıyor: “Örneğin, Pazartesi günü iş kazası geçiren sigortalının Kuruma yapılacak iş kazası bildiriminin en geç Perşembe günü, Çarşamba günü iş kazası geçiren sigortalının ise Kuruma yapılacak iş kazası bildiriminin en geç Pazartesi günü yapılması gereklidir.”

Bu örnekten iki sonuç çıkıyor. Birincisi, kazanın olduğu gün sayılmıyor; süre kazayı izleyen günden başlıyor. İkincisi, çarşamba günkü bir kaza için birinci gün perşembe, ikinci gün cuma oluyor; cumartesi ve pazar atlanarak üçüncü iş günü pazartesiye düşüyor. Yani SGK’nın kendi örneğinde cumartesi ve pazar sayılmıyor. Ancak bu metin bir kanun ya da yönetmelik hükmü değil, bir bilgilendirme sayfası. Resmî tatillere, bayram arifelerine ya da idari izinlere rastlayan durumlar da bu örnekte yok; dolayısıyla genel bir kural koymak mümkün değil.

Bence işverenlerin bu belirsizliği kendi lehlerine esnetmeye çalışması büyük bir yönetim riskidir. En güvenli uygulama, sürenin son gününü beklememek ve bildirimi kazayı izleyen ilk iş gününde yapmayı hedeflemektir. E-sigorta bildirimi yapıldığı anda tarih iz bırakır ve üçüncü günün cumartesiye mi pazara mı denk geldiği tartışması hiç doğmaz.

Bir istisna da yönetmeliğin 5. maddesinde. Bu madde e-sigorta ile verilecek belge ve bilgiler için genel bir kural koyar: Kurumun bilgi işlem sistemi, Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü yetkililerinin tutanağıyla belgelenen bir arıza, altyapı sorunu ya da afet nedeniyle hizmet dışı kalır ve belge sürenin son gününde gönderilemezse, sorunun ortadan kalktığı tarihi izleyen beşinci iş gününün sonuna kadar gönderilen belge süresinde verilmiş sayılır. Kurumun sisteminde arıza olmasa bile, işyeri dosyasının bulunduğu il, ilçe, mahalle ya da sokakta Kurumun hizmet aldığı internet servis sağlayıcısında ya da elektrik ve iletişim altyapısında bir arıza, yangın, sel, deprem gibi bir afet ya da grev, sabotaj gibi bir olay yaşanır ve bu durum yetkili makamlardan alınan belgelerle kanıtlanırsa yükümlülük aynı şekilde beşinci iş gününün sonuna kadar ertelenir. Madde engeli tek bir ofis ölçeğinde değil, il, ilçe, mahalle ya da sokak ölçeğinde tarif ediyor; ofisteki bir bağlantı sorununun bu kapsama gireceğini varsaymamak gerekir. Madde iş kazası bildirgesini ayrıca saymıyor; her türlü bilgi, belge ve bildirgeden söz ediyor. Bence bu hükme güvenip son güne kalmak doğru değil, ama son gün sistem çökerse ne yapılacağını bilmek gerekir.

Tablo 2. İş kazası bildiriminde sürenin başlangıç anı

Durum / Olayın NiteliğiSüre Ne Zaman BaşlarYasal Dayanak
İşyerinde veya işverenin kontrolündeki sahada meydana gelen kazaKazayı izleyen günden itibaren 3 iş günü içinde5510 m.13, 6331 m.14/2-a, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1; gün sayımı: SGK İş Kazası sayfası örneği
İşverenin kontrolü dışındaki yerlerde kazaKazanın işverence öğrenildiği tarihten itibaren 3 iş günü içinde5510 m.13 ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.90 (koşulsuz); aynı yönetmelik m.35/2 (bilgi almaya engel durum koşuluyla)
Yabancı ülkelerde meydana gelen iş kazalarıOlayın meydana geldiği tarihten itibaren 3 iş günü içindeSosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.90
Kurumca kabul edilebilir belgelenmiş mazeret hâliMazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren 3 iş günü içindeSosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.90
Kendi adına çalışan (4/1-b) sigortalılarBildirime engel durumun kalktığı günden sonra 3 iş günü (azami 1 ay)5510 m.13/2-b, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1-b, m.35/3
Meslek hastalığı bildirimiSağlık hizmeti sunucusu veya işyeri hekimince bildirilen meslek hastalığını işverenin öğrendiği tarihten itibaren 3 iş günü6331 m.14/2-b

Bu tablonun işyerindeki pratik sonucu, öğrenme anının kayda geçirilmesidir. İşyeri dışındaki görevlendirmelerde, servis taşımacılığında veya montaj işlerinde kazanın olduğu an ile işverenin öğrendiği an arasında fark varsa bu farkı gösteren e-posta, mesaj ya da tutanak saklanmalı. Meslek hastalığında da raporun işverene ulaştığı tarih belgelenmeli. SGK’nın 2015/22 sayılı genelgesi, ceza hesabında işverenin üç günlük süresinin başlangıcı olarak kaza tarihini esas alıyor; öğrenme tarihine dayanacak işveren bunu belgeyle kanıtlamaya hazır olmalı. Belgeli mazeret kuralına güvenip beklemek ise risklidir: yönetmeliğin 90. maddesi hangi durumun Kurumca kabul edilebilir mazeret sayılacağını tek tek saymaz. Bu yüzden bence bildirimi ilk fırsatta yapmak en güvenli yoldur.

Bildirimi kim yapar ve sorumluluk kimdedir?

İş kazası bildiriminde yasal yükümlülüğün kime ait olduğu konusu, işletmelerde iş güvenliği uzmanları, insan kaynakları personeli ve dışarıdan hizmet alınan OSGB’ler arasında sıkça yetki ve görev karmaşasına yol açmaktadır. Mevzuat bu konuda görev ile kanuni sorumluluğu birbirinden kesin çizgilerle ayırmıştır.

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre, 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a kapsamındaki sigortalılar ile 5. maddenin (a) ve (c) bentlerinde sayılan sigortalılar için bildirim yükümlüsü işverendir.

Uygulamada en çok karışan gruplardan biri stajyerler ve mesleki eğitim gören öğrencilerdir. Bu konuda karşılaştığım bir yanılgı, stajyerin primini okul ödediği için kaza bildirimini de okulun yapacağını düşünmektir. Yönetmelik bu konuda tereddüde yer bırakmaz. 35. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre “Kanunun 5 inci maddesinin (b) ve (e) bentlerinde belirtilen sigortalıların iş kazası geçirmeleri hâlinde ise eğitim veya staj gördükleri işyeri işverenleri tarafından kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhâl, Kuruma en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde” bildirim yapılır. Dolayısıyla üniversite ya da meslek lisesi öğrencisinin stajda geçirdiği kazada bildirim yükümlülüğü okulun değil, stajın yapıldığı işyerinin işverenine aittir.

Ev hizmetlerinde ay içinde 10 günden az çalışanlar için yönetmeliğin Ek Madde 3’ü ayrı bir kural koyar. Bu kişilerin iş kazası bildirimi kolluğa derhal, Kuruma en geç kazadan sonraki 3 iş günü içinde, yanlarında çalıştıkları kişiler tarafından yapılır; onlar yapmazsa sigortalı kendisi aynı süre içinde Kuruma bildirir. Yönetmelik, bu kişileri çalıştıranların Kanun uygulamasında işveren sayılmadığını belirtir; bu yüzden bu olaylarda 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrası uygulanmaz.

İŞKUR kursiyerleri (5510 m.5/e) için de 35. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi bildirimi eğitim görülen işyerinin işverenine verir; yönetmeliğin 122. maddesi ayrıca bildirim gibi yükümlülüklerin usul ve esaslarını Kurum ile İŞKUR arasındaki protokole bırakır. Protokolün içeriğine bu yazıda girmiyorum. Kendi adına bağımsız çalışan (4/1-b) sigortalılar ise yukarıda anlattığım gibi bildirimi kendileri yapar.

İşverenden bağımsız ikinci bir resmî bildirim kanalı sağlık hizmeti sunucularına aittir. 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrası bu yükümlülüğü şöyle tarif eder: “Sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları ise meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç on gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir.” Sağlık kuruluşuna tanınan on günlük süre, işverenin üç iş günlük yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz ve uzatmaz. İki bildirim birbirinden bağımsız iki ayrı yükümlülüktür.

İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin bu süreçteki rolü ise sıklıkla yanlış anlaşılmaktadır. Gerek İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesi gerekse İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesi iş kazası konusunda bu profesyonellere nedenleri araştırma ve işverene öneride bulunma görevi verir. İGU Görev Yönetmeliği’nin 9. maddesinin rehberlik bendinde uzmanın görevi; “İşyerinde meydana gelen iş kazası ve meslek hastalıklarının nedenlerinin araştırılması ve tekrarlanmaması için alınacak önlemler konusunda çalışmalar yaparak işverene önerilerde bulunmak.” şeklinde belirlenmiştir.

Mevzuat iş güvenliği uzmanına veya işyeri hekimine Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapma yükümlülüğü yüklemez; bildirim yükümlüsü işverendir. Bence iş güvenliği uzmanının buradaki asıl işi, kazanın olduğu andan itibaren işyerindeki iletişim zincirini çalıştırmak ve bildirimi yapacak insan kaynakları veya muhasebe sorumlusunun olaydan aynı gün haberdar olmasını sağlayan akışı kurmaktır. Uzman ya da hekim bildirimi kendi görevi sanmamalı, ama işverenin bu adımı atlamaması için gereken bilgiyi eksiksiz sağlamalıdır.

Bu çerçevede görev ve yetki paylaşımı şu prensiplerle yönetilmelidir:

İşveren, e-sigorta şifrelerini ve bildirim yetkisini şirket içinde kimin kullanacağını resmi bir iç görevlendirmeyle belirlemeli ve asıl sorumlunun yokluğunda devreye girecek bir yedek yetkili tayin etmelidir.

İş güvenliği uzmanı, kazanın teknik detaylarını içeren ön inceleme formunu en geç kaza günü akşamına kadar tamamlayıp bildirimden sorumlu personele teslim etmeli, sürenin aşılmaması için idari süreci dışarıdan bir denetçi titizliğiyle izlemelidir.

İşyeri hekimi, çalışanın sağlık kuruluşuna sevki sırasında düzenlenen evrakı ve epikriz raporlarını hızla temin ederek olayın tıbbi niteliğini netleştirmelidir.

İnsan kaynakları ve muhasebe birimi ise, bildirimi fiilen o yapıyorsa, İGU ve hekimden gelen bilgilerle üç iş günü dolmadan bildirimi tamamlamalı ve bildirimin gönderildiğini gösteren kaydı arşivlemelidir.

İş kazası bildirimi yapılmazsa: SGK idari para cezası ve itiraz yolu

İş kazası bildirimi süresinde yapılmadığında ya da hiç yapılmadığında devreye giren ilk yaptırım idari para cezasıdır. Bu yaptırımın dayanağı 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendidir. Kanun metnindeki tutarlar şöyledir: “14 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen işverene her bir yükümlülük için ayrı ayrı binbeşyüz Türk Lirası, ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen işverene ikibin Türk Lirası, dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen sağlık hizmeti sunucuları veya yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına ikibin Türk Lirası”. Kanun metninde bugün de 2.000 lira yazan bu tutar, her yıl yeniden değerleme oranıyla artırılarak uygulanır.

Cezayı hangi kurumun uygulayacağı konusu 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin ikinci fıkrasında özel bir istisna olarak düzenlenmiştir. Madde hükmü aynen şöyledir: “14 üncü maddede belirtilen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere uygulanacak idari para cezaları ise doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumunca verilir. Sosyal Güvenlik Kurumunca verilen idari para cezalarının tebliğ, itiraz ve tahsilinde 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesi hükümleri uygulanır.”

Bu ayrıntı önemlidir. 6331 sayılı Kanun’daki diğer idari para cezalarını Çalışma ve İş Kurumu il müdürü verirken, 14. maddedeki bildirim yükümlülüğüne aykırılığın cezasını doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu verir. Ayrıca 26. maddenin ikinci ve altıncı fıkralarına göre bu bildirim cezaları, genel bütçeye gelir kaydedilip İSG eğitim ve araştırma projelerine harcanan cezaların dışında tutulmuştur.

İdari para cezasının nihai miktarı işyerinin çalışan sayısına ve kayıtlı tehlike sınıfına göre kademeli olarak artar. 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin üçüncü fıkrası artırım katsayılarını şu şekilde belirlemiştir:

  • 10’dan az çalışanı olan işyerlerinde: Az tehlikeli sınıfta aynı miktar, tehlikeli sınıfta yüzde 25 artırımlı, çok tehlikeli sınıfta yüzde 50 artırımlı,
  • 10 ila 49 çalışanı olan işyerlerinde: Az tehlikeli sınıfta aynı miktar, tehlikeli sınıfta yüzde 50 artırımlı, çok tehlikeli sınıfta yüzde 100 artırımlı,
  • 50 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde: Az tehlikeli sınıfta yüzde 50 artırımlı, tehlikeli sınıfta yüzde 100 artırımlı, çok tehlikeli sınıfta yüzde 200 artırımlı.

İşletmenin resmi kayıtlardaki tehlike sınıfı bu noktada ödenecek cezanın miktarını doğrudan katlayan temel mali değişkendir.

Bu temel artırım yapısının üzerine her yıl yeniden değerleme oranları eklenir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin yedinci fıkrası genel artırma kuralını koymuştur: “İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz.” Sosyal Güvenlik Kurumunun resmi bilgilendirme sayfası da cezaların tehlike sınıfı ve sigortalı sayısına göre farklılaştığını ve her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırıldığını doğrulamaktadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan “6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa Göre 2026 Yılında Uygulanacak İdari Para Cezaları” başlıklı resmi tabloda, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 585) ile ilan edilen yüzde 25,49’luk yeniden değerleme oranı tatbik edilmiş ve 2026 yılı ceza tutarları kesinleşmiştir. Tablonun 26/1-e satırında “14/2.İş kazalarını ve meslek hastalıklarını 3 iş günü içinde SGK’ya bildirmemek.” diye tanımlanan fiil için temel tutar 44.443 TL olarak belirlenmiştir.

Bu temel tutara 26. maddenin üçüncü fıkrasındaki artırım oranları uygulandığında 2026 yılı için geçerli olan ceza tablosu ortaya çıkar. 10’dan az çalışanı olan işletmelerde ceza; az tehlikeli sınıfta 44.443 TL, tehlikeli sınıfta 55.553 TL, çok tehlikeli sınıfta 66.664 TL’dir. 10 ila 49 çalışanı bulunan işyerlerinde; az tehlikeli sınıfta 44.443 TL, tehlikeli sınıfta 66.664 TL, çok tehlikeli sınıfta 88.886 TL olarak uygulanır. 50 ve üzeri çalışana sahip büyük ölçekli işletmelerde ise ceza; az tehlikeli sınıfta 66.664 TL, tehlikeli sınıfta 88.886 TL, çok tehlikeli sınıfta ise yüzde 200 artırımla 133.329 TL’ye ulaşmaktadır.

Aynı tabloda 6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasındaki kayıt, inceleme ve rapor düzenleme yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi için her bir yükümlülükte ayrı ayrı uygulanacak temel ceza 33.326 TL’dir. Sağlık hizmeti sunucularının 10 günlük bildirim yükümlülüğü için ise Bakanlığın 2026 tablosunda bütün sütunlarda aynı tutar, 44.443 TL yer alıyor. Tutarı ararken bir ayrıntıyı bilmekte yarar var: 6331 tablosu Bakanlığın İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü sayfasında yayımlanıyor.

Aynı olayda birden fazla çalışan yaralanırsa ne olacağına dair SGK’nın 2015 tarihli 2015/22 sayılı genelgesinde bir hüküm var: bildirimi yapmayan işverene sigortalı başına değil, vaka bazında tek ceza uygulanacağı yazıyor. Genelgenin metnine resmî olmayan bir kaynaktan ulaştım ve bugün yürürlükte olup olmadığını doğrulayamadım; bu yüzden bu ilkeye dayanmadan önce SGK’dan teyit almak gerekir.

Ceza tebliğ edildikten sonraki itiraz ve ödeme mekanizması 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi hükümlerine göre yürütülür. Madde metni süreci şu şekilde tarif eder: “Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir.”

Aynı maddenin getirdiği en önemli mali avantaj peşin ödeme indirimidir: “İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir.” Bu düzenleme, cezanın dörtte birinin silinmesi anlamına gelir. Peşin ödeme yapılmış olması daha sonra idare mahkemesinde dava açma hakkını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık idare mahkemesine dava açılmış olması cezanın takip ve tahsilatını kendiliğinden durdurmaz.

Bu tutarlar 1 Ocak 2027’den itibaren yeniden değerleme oranıyla artacak. 2026 tutarlarına esas olan yüzde 25,49’luk oran, tebliğde 2025 yılı için tespit edilen oran olarak geçiyor ve 27 Kasım 2025’te Resmî Gazete’de ilan edildi. 2027 tutarları da Hazine ve Maliye Bakanlığınca 2026 yılı için ilan edilecek oranla hesaplanacak. İhlal tarihi ile tespit tarihinin farklı yıllara düştüğü durumlarda hangi yılın tutarının uygulanacağına dair açık bir hüküm bulamadım. 2026’daki öteki İSG tarihleri için 2026 İSG mevzuat takvimi yazısına bakılabilir.

Tablo 3. 6331 sayılı Kanun m.26/1-e uyarınca (m.14/2 ihlali) 2026 yılı iş kazası bildirimi idari para cezaları

Çalışan SayısıAz Tehlikeli SınıfTehlikeli SınıfÇok Tehlikeli Sınıf
10’dan az çalışan44.443 TL (Temel tutar)55.553 TL (%25 artırımlı)66.664 TL (%50 artırımlı)
10 – 49 çalışan44.443 TL (Temel tutar)66.664 TL (%50 artırımlı)88.886 TL (%100 artırımlı)
50 ve üzeri çalışan66.664 TL (%50 artırımlı)88.886 TL (%100 artırımlı)133.329 TL (%200 artırımlı)

Tablo 3’teki veriler ÇSGB İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nün 2026 yılı ceza tablosundan derlenmiştir. Temel ceza tutarı 44.443 TL olup m.26/3 artırım oranları tatbik edilmiştir. Cezanın tebliğden itibaren 15 gün içinde peşin ödenmesi durumunda dörtte üçü tahsil edilir. Belirtilen bu rakamlar 1 Ocak 2027 tarihinde yeni yeniden değerleme oranı ile güncellenecektir.

Çubuk grafik: 2026'da iş kazasını üç iş günü içinde SGK'ya bildirmemenin idari para cezası; 10'dan az çalışanda 44.443, 55.553 ve 66.664 TL; 10-49 çalışanda 44.443, 66.664 ve 88.886 TL; 50 ve üzeri çalışanda 66.664, 88.886 ve 133.329 TL
Temel tutar 44.443 TL; 50 ve üzeri çalışanı olan çok tehlikeli işyerinde yüzde 200 artırımla 133.329 TL.

Bu tabloyu işyerine taşıyınca iki pratik sonuç çıkıyor. Birincisi, çalışan sayısı ve tehlike sınıfı cezayı belirleyen iki değişken olduğu için işverenin bu iki değeri güncel tutması gerekir; 50 ve üzeri çalışanı olan çok tehlikeli bir işyerinde tutar 133 bin lirayı aşıyor. İkincisi, bir ceza tebliğ edildiğinde 15 günlük süre hem itiraz hem de peşin ödeme indirimi için aynı anda işlemeye başlar; ama indirim, Kuruma itiraz edilmeden ve yargı yoluna gidilmeden önce yapılan ödemede geçerlidir. Muhasebenin bu süreyi kaçırmaması dörtte birlik indirimin kaybedilmemesi demektir; peşin ödeme de dava açma hakkını ortadan kaldırmaz.

Bu bölümdeki açıklamalar genel bilgilendirme niteliğindedir; hukuki danışmanlık değildir. Somut bir olayda Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşü ve gerektiğinde bir avukatın değerlendirmesi esas alınmalıdır.

Cezanın yanındaki maliyet: Geçici iş göremezlik ödeneğinin işverenden tahsili

İş kazası bildirimi süresinde yapılmadığında işverenlerin odaklandığı maliyet genellikle Tablo 3’teki idari para cezası olur. Oysa sosyal güvenlik mevzuatı ikinci bir mali mekanizma daha öngörür: kazalı çalışana Sosyal Güvenlik Kurumunun ödediği geçici iş göremezlik ödeneğinin işverenden tahsil edilmesi.

Bu ağır yaptırımın yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Kanun koyucu bu fıkrada şu amir hükme yer vermiştir: “İş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir.”

Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 35. maddesinin dördüncü fıkrası aynı kuralı paralel bir metinle tekrarlar: “Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıların iş kazası geçirmeleri hâlinde, belirtilen sürelerde işverence bildirim yapılmaması durumunda, bildirimin Kuruma yapıldığı tarihe kadar sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir.”

Kendi adına bağımsız çalışan (4/1-b) sigortalılar için ise bedel bizzat hak kaybı şeklinde düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 35. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca bildirim süresini geçiren 4/1-b sigortalısına “bildirim tarihine kadar geçen süre için yapılacak geçici iş göremezlik ödeneği ödenmez.” Bu grup, bildirim tarihine kadar geçen sürenin ödeneğini kaybeder; bildirimden sonraki günlerin ödeneği ödenir.

Geçici iş göremezlik, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 38. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanır: sigortalının iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hâllerinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurulu raporlarında belirtilen istirahat süresince geçici olarak çalışamaması. Kurum bu istirahat süresi için sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği öder; halk arasında rapor parası denen ödeme budur.

Bence işverenlerin önemli bir kısmı geç bildirimin bedelini yalnızca idari para cezası sanıyor. Oysa kaza süresinde bildirilmemişse, bildirim tarihine kadar ödenen ödeneğin tamamı işverenden alınır; istirahat uzadıkça ve bildirim geciktikçe bu tutar büyür. Ödeneğin tutarı çalışanın kazancına ve bildirim tarihine kadar geçen istirahat süresine bağlı olduğu için, bildirim ne kadar gecikirse bu kalemin Tablo 3’teki cezayı geçme ihtimali o kadar artar.

Burada bir ayrımı netleştirmek gerekiyor. 21. maddenin ikinci fıkrasındaki bu tahsil, aynı maddenin birinci fıkrasındaki kusura dayalı sorumluluktan farklıdır: ikinci fıkrada işverenin kazada kusuru olup olmadığına bakılmaz, bildirimin süresinde yapılmamış olması yeter. İşverenin kusuru varsa Kurumun ayrıca rücu yoluna gitmesi de gündeme gelebilir, ama bu yazının konusu değil. Ceza yargılaması ve iş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğu da bu sosyal güvenlik tahsilinden ayrı yürür.

Yargıtay kararları bu kuralı açıkça uyguluyor.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 16.04.2025 tarihli, E. 2024/15424, K. 2025/6118 sayılı kararında şu tespit yer alıyor: “Kanun’un 21/2. maddesi, iş kazasının süresinde bildirilmemesi durumunda, bildirim tarihine kadar geçen süre için, sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin tamamının, kusur oranı dikkate alınmaksızın işverenden tahsil edilmesi hususunu düzenlemektedir.” Bu karara konu olayda ilk derece mahkemesi, kazayı süresinde bildiren işverenden ödenek istenemeyeceğine hükmetmişti. Yargıtay, Adalet Bakanlığının başvurusu üzerine bu kararı sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozdu: süresinde bildirim, ödemelerin 21. maddenin birinci ve dördüncü fıkraları kapsamında istenip istenemeyeceğinin araştırılması gereğini ortadan kaldırmaz. Benim okumam şu: süresinde bildirim, ödenek tahsilinin ikinci fıkradaki yolunu kapatır, ama kusura dayalı öteki yolları kendiliğinden kapatmaz.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 14.04.2016 tarihli, E. 2014/27324, K. 2016/5606 sayılı kararı da aynı yönde. Mahkemenin önce kazanın süresinde bildirilip bildirilmediğine bakması gerektiğini söyleyen karar, şu durumun gözetilmesini istiyor: “kazanın yasada öngörülen süre içinde Kuruma bildirilip bildirilmediği araştırılarak, süresinde bildirilmediğinin anlaşılması halinde davalı işverenin yapılan geçici iş göremezlik ödemelerinin tamamından sorumlu olduğu”.

Bununla birlikte bu sorumluluğun kapsamı sınırsız değildir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 30.04.2013 tarihli, E. 2012/15436, K. 2013/8881 sayılı kararına göre 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası tedavi giderini kapsamaz; bu fıkraya dayanarak işverenden yalnızca geçici iş göremezlik ödeneği istenebilir.

Bu ağır mali riskin yönetilmesinde aktörlerin sorumlulukları şunlardır:

İşveren, geç bildirimin yalnızca bir ceza değil, bildirim tarihine kadar çalışana ödenen ödeneğin şirkete fatura edilmesi anlamına geldiğini bilmeli; kaza bildirimini onay zincirine takılmayacak biçimde hızlandırmalıdır.

İş güvenliği uzmanı, kazalı çalışanın istirahat raporlarını takip etmeli ve bildirim geciktikçe ödenek tahsili riskinin büyüyeceğini yönetime yazılı olarak bildirmelidir.

İşyeri hekimi, çalışanın tedavi ve istirahat sürecini izleyip insan kaynaklarıyla paylaşmalıdır.

İnsan kaynakları ve bordro personeli ise bildirimi geciktirdikleri her günün, o güne kadar ödenecek geçici iş göremezlik ödeneğinin işverenden istenmesi riskini büyüttüğünü bilmeli; istirahatli çalışanın işe dönüş tarihini beklemeden bildirimi ilk üç iş günü içinde tamamlamalıdır.

Bildirimden sonraki adımlar: Kayıt, inceleme ve risk değerlendirmesi

Sosyal Güvenlik Kurumuna ve kolluk kuvvetlerine bildirim yapılması iş kazası sonrasındaki idari sürecin yalnızca ilk ayağıdır. Bildirimin sisteme girilmiş olması işverenin yasal sorumluluklarını tüketmez. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, kazanın ardından işletme bünyesinde yürütülmesi gereken teknik ve operasyonel süreçleri amir hükümlerle düzenlemiştir.

6331 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi işverenin bildirim haricindeki temel mükellefiyetini şu sözlerle emreder: “Bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutar, gerekli incelemeleri yaparak bunlar ile ilgili raporları düzenler.”

Bu hüküm uyarınca işveren işletmede yaşanan her kazanın kaydını tutmak (kanun bir biçim belirtmiyor), kazanın kök nedenlerini araştırmaya dönük bir inceleme yürütmek ve bu inceleme neticesinde ayrıntılı bir kaza inceleme raporu hazırlamak zorundadır. Bu fıkradaki yükümlülükler (kayıt, inceleme, raporlama ve (b) bendindeki ramak kala olaylarının incelenip raporlanması) bağımsız birer yasal borçtur. Nitekim 6331 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde bu fıkradaki yükümlülükleri yerine getirmeyenlere “her bir yükümlülük için ayrı ayrı” ceza uygulanacağı belirtilmiştir. Bakanlığın 2026 yılı ceza tablosuna göre bu bent uyarınca uygulanacak temel ceza her bir yükümlülük için ayrı ayrı 33.326 TL’dir.

Burada yetkili idari merci ayrımına yeniden dikkat edilmelidir. Kanunun 26. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 14. maddenin ikinci fıkrasındaki SGK’ya bildirim yükümlülüğünün cezasını doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu kesmektedir. Buna karşılık 14. maddenin birinci fıkrasındaki kaza kaydını tutmama, inceleme yapmama ve rapor düzenlememe fiillerinin idari para cezası doğrudan Çalışma ve İş Kurumu il müdürü tarafından uygulanır. Görev alanları ve ceza kesen kurumlar birbirinden tamamen ayrılmıştır.

Kazanın ardından devreye giren ikinci yükümlülük risk değerlendirmesinin güncellenmesidir. İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 12. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi, risk değerlendirmesinin yenilenmesini gerektiren durumlar arasında şunu sayar: “İş kazası, meslek hastalığı veya ramak kala olay meydana gelmesi.” Bu yüzden işyerinde bir iş kazası olduğunda, yenileme süresi henüz dolmamış olsa bile risk değerlendirmesi kısmen ya da tamamen yenilenir. Kazaya yol açan tehlike, ortam koşulları ve mevcut kontrol tedbirleri risk değerlendirmesi ekibi tarafından yeniden değerlendirilmelidir.

Bildirimlerin toplamı SGK istatistiklerinde görülüyor. SGK İstatistik Yıllıkları’nın 3-1 numaralı bölümündeki Tablo 3.1.1 ve Tablo 3.1.2 yalnızca 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a kapsamındaki sigortalıları kapsar.

Kurum verilerine göre iş kazası geçiren sigortalı sayısı 2023 yılında 681.401 kişi iken, 2024 yılında 733.646 kişiye, 2025 yılında ise 766.039 kişiye yükselmiştir. İş kazası sonucu hayatını kaybeden sigortalı sayısı ise 2023 yılında 1.966 kişi, 2024 yılında 1.897 kişi ve 2025 yılında 1.931 kişi olarak kayıtlara geçmiştir. Tablolardaki birim kişidir: sayılar kazaları değil, iş kazası geçiren sigortalıları gösterir. Kapsam yalnızca hizmet akdiyle çalışan 4/1-a sigortalıları ile sınırlıdır; kamu personeli (4/c) ve kendi nam ve hesabına çalışanlar (4/b) bu sayılara dahil değildir. SGK metaverisine göre istatistiki birimler işverenler, sağlık hizmet sunucuları ve SGK il ve merkez müdürlükleridir.

Aynı tablonun “Kaza günü (çalışır)” sütunu, kazadan sonra iş göremezliğe uğramadan çalışmaya devam eden sigortalıları gösterir. Bu sütundaki sigortalı sayısı 2023’te 394.487, 2024’te 440.010, 2025’te 467.878. SGK tablosundan hesapladığım oranla bu grubun toplamdaki payı 2023’te yüzde 58, 2024’te yüzde 60, 2025’te yüzde 61. Artışın nedenini SGK tabloları açıklamıyor; bu yüzden bir neden ileri sürmüyorum.

Bildirimden sonraki işler kısaca şöyle sıralanabilir: işveren, kazanın olduğu ekipmanda veya hatta gerekli önlemler alınmadan işe devam edilmemesini sağlamalı; iş güvenliği uzmanı kanıtları ve tanık anlatımlarını toplayarak inceleme raporunu hazırlamalı ve risk değerlendirmesinin gözden geçirilmesini başlatmalı; işyeri hekimi kazalı çalışanın tedavisini ve işe dönüşünü izlemeli; insan kaynakları da kaza kaydını, inceleme raporunu ve güncellenen risk değerlendirmesini bir denetimde sunulabilecek biçimde saklamalıdır.

Başka ülkelerde bildirim süresi ve eşik kuralları

İş kazası bildirimi mekanizmasının Türk hukukundaki katı yapısını daha iyi kavramanın yolu, uluslararası uygulamalara ve farklı ülkelerin mevzuat modellerine bakmaktır. Türk mevzuatında bildirim yükümlülüğü için herhangi bir iş göremezlik günü eşiği konulmamış; her iş kazası, istirahat süresine bakılmaksızın üç iş günü içinde bildirime tabi tutulmuştur. Bu yazıda baktığım iki düzende, Büyük Britanya’da ve Almanya’da ise bildirim yükümlülüğü belirli bir ağırlık veya gün eşiğine bağlı.

Avrupa Birliği’nin iş kazası istatistiklerini derleyen Eurostat’ın ESAW metodolojisinde iş kazası, işin yürütümü sırasında fiziksel veya ruhsal zarara yol açan ayrık bir olay olarak tanımlanır. Ancak bu istatistik her olayı toplamaz: veriler yalnızca ölümle sonuçlanan kazaları ve çalışanın işinden 3 takvim gününden fazla uzak kalmasına yol açan kazaları kapsar. SGK’nın istatistik yıllığının metaverisi de bu eşiği açıklar ve “‘3 günden fazla’, ‘en az 4 gün’ anlamına gelir” der. Yani AB istatistiğine giren bir kazada çalışanın en az 4 gün işten uzak kalmış olması gerekir. Bu tanım ülkeler arası veri karşılaştırması için kullanılan bir istatistik ölçütüdür; kendi başına bir bildirim yükümlülüğü getirmez.

Büyük Britanya’da (İngiltere, Galler ve İskoçya) iş kazası bildirimleri kısaca RIDDOR olarak bilinen 2013 tarihli Yönetmelik (The Reporting of Injuries, Diseases and Dangerous Occurrences Regulations 2013, SI 2013/1471) ile yönetilir. Kuzey İrlanda’da ise 1997 tarihli ayrı bir yönetmelik, RIDDOR (Northern Ireland) 1997 uygulanır; aşağıdaki kurallar Büyük Britanya içindir. Bu düzenlemede süre ve eşik ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur:

İş göremezliğe yol açan standart kazalarda 7 gün kuralı uygulanır. Yönetmeliğin 4(2) maddesi uyarınca; bir iş kazası sonucunda çalışan, kaza günü hariç olmak üzere, ardışık 7 günden fazla süreyle mutat işini yapamayacak şekilde iş göremezliğe uğrarsa, sorumlu kişi mümkün olan en kısa sürede ve her hâlde kazadan sonraki 15 gün içinde yetkili denetim makamına onaylı yöntemle rapor göndermek zorundadır.

Ölüm ve belirli ağır yaralanmalarda (“specified injuries”) süreç hızlanır. Yönetmeliğin Ek 1, Kısım 1, paragraf 1(1) hükmüne göre bu olaylar yetkili makama gecikmeksizin en hızlı yolla bildirilir ve olaydan sonra 10 gün içinde rapor gönderilir. Buna karşılık kaza günü hariç 3 günü aşan ama 7 günü aşmayan iş göremezlikte denetim makamına rapor verilmez; bu kazalar yalnızca kayda geçirilir (reg. 12(1)(c)).

Almanya’da iş kazası bildirimi Sosyal Kanun’un VII. Kitabının (Sozialgesetzbuch VII, SGB VII) 193. paragrafında düzenlenmiştir. Birinci fıkraya göre işveren, sigortalının öldüğü ya da 3 günden fazla çalışamayacak şekilde yaralandığı kazaları kaza sigortası kurumuna (Unfallversicherungsträger) bildirmekle yükümlüdür.

Bildirimin süresi aynı paragrafın dördüncü fıkrasında yazılıdır: işveren kazayı ya da meslek hastalığı belirtilerini öğrendikten sonra 3 gün içinde bildirimde bulunur. Alman sisteminde dikkat çeken bir unsur da işyeri temsilcilerinin katılımıdır. Beşinci fıkraya göre bildirim işyeri temsilciliğiyle (Betriebs- oder Personalrat) birlikte imzalanır ve işveren iş güvenliği uzmanını ve işyeri hekimini her bildirimden haberdar eder. Bildirimi kasten ya da ihmalle hiç, doğru ya da zamanında yapmamak SGB VII’nin 209. paragrafına göre 2.500 Euro’ya kadar para cezasıyla cezalandırılabilir.

Tablo 4. Çeşitli düzenlemelerde iş kazası bildirim eşikleri ve süreleri

Ülke / SistemHangi Olay Bildirilir (Eşik)Bildirim SüresiMuhatap KurumYasal Dayanak
TürkiyeHer türlü iş kazası (İş göremezlik veya rapor eşiği bulunmuyor)Kolluğa derhal; Sosyal Güvenlik Kurumuna en geç 3 iş günü içindeYetkili kolluk kuvvetleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu5510 m.13, 6331 m.14/2
Büyük Britanya7 günden fazla iş göremezlik doğuran kazalar; ölüm ve belirli ağır yaralanmalar7 günü aşan iş göremezlikte 15 gün içinde rapor; ölüm ve ağır yaralanmada gecikmeksizin bildirim + 10 gün içinde rapor; kaza günü hariç 3 günü aşıp 7 günü aşmayanlar yalnız kayıtYetkili denetim makamıRIDDOR 2013 reg. 4, reg. 12, Schedule 1
AlmanyaÖlüm veya 3 günden fazla iş göremezlik doğuran kazalarKazanın öğrenilmesinden itibaren 3 günKaza sigortası kurumu; genel iş güvenliği denetimine tabi işletmelerde bir kopya iş güvenliğinden sorumlu makamaSGB VII § 193, § 209
Avrupa Birliği (ESAW)Yalnızca istatistiki çerçeve: Ölüm veya 3 takvim gününden fazla uzak kalmaYıllık istatistiki veri toplama standardıEurostat (veriyi üye ülkelerin ilgili makamları veya sigorta sistemleri gönderir)ESAW Metodolojisi
Karşılaştırma: Türkiye'de her iş kazası kolluğa derhal ve SGK'ya üç iş günü içinde; Büyük Britanya'da 7 günden fazla iş göremezlikte en geç 15 gün içinde rapor; Almanya'da ölüm veya 3 günden fazla iş göremezlikte 3 gün içinde; AB istatistiği 3 takvim gününden fazla işten uzak kalmayı kapsar
Türkiye’de bildirim için bir iş göremezlik eşiği yok; karşılaştırılan düzenlerde bildirim çoğunlukla bir eşiğe bağlı.

Bence karşılaştırmanın verdiği ders şu: Almanya ve Büyük Britanya bildirim yükünü ağır kazalara ya da belli bir iş göremezlik süresini aşan kazalara yoğunlaştırırken, Türk mevzuatı her iş kazasını üç iş günlük bir süreye bağlıyor. Bu, Türkiye’de hafif kazaların da bir bildirim akışına girmesi demek. Hangi yaklaşımın daha iyi olduğunu tartışmak bu yazının işi değil; ama Türkiye’de çalışan biri için yurt dışındaki gün eşikleri bir dayanak olamaz.

Bu fark özellikle çok uluslu şirketlerde önem taşıyor. Merkezin kendi ülkesindeki 3 ya da 7 günlük eşiğe göre kurduğu raporlama alışkanlığı Türkiye’deki işyerine taşınırsa, rapor almayan çalışanın kazası bildirilmeden kalabilir. Bence iş güvenliği uzmanının burada yapacağı iş, şirket içi raporlama kuralı ile SGK bildirimi arasındaki bu farkı yönetime yazılı olarak göstermektir.

İş kazası süreci için kontrol listesi

Kaza anındaki karmaşayı azaltmanın en pratik yolu, sorumlulukların önceden belirlendiği bir kontrol listesidir. Aşağıdaki on iki soru, bu yazıda anlattığım yükümlülükleri ilgili maddelere bağlayarak sıralıyor:

  1. Kaza meydana geldiğinde yerel yetkili kolluk kuvvetlerine (polis veya jandarma) kimin, hangi yöntemle haber vereceği işletme içi yazılı bir acil durum talimatıyla belirlenmiş midir (5510 m.13, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1)?
  2. Sosyal Güvenlik Kurumuna e-sigorta sistemi üzerinden bildirimi yapacak olan birincil yetkili personel ve bu kişinin yokluğunda derhal devreye girecek yedek personel görevlendirilmiş midir (iyi uygulama; bildirim yükümlülüğü: Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1)?
  3. Kazanın gerçekleştiği an ile bildirimi yapacak idari personelin durumdan haberdar olması arasındaki iletişim zinciri kurulmuş mudur (iyi uygulama; İGU ve işyeri hekiminin araştırma görevi: görev yönetmelikleri m.9)?
  4. Servis aracıyla ulaşım, işyeri dışındaki montaj, dağıtım veya müşteri ziyaretleri gibi işyeri dışı kazalarda işverenin kazayı öğrendiği anı gösteren yazılı bir kayıt tutuluyor mu (5510 m.13, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/2, m.90)?
  5. İşletmede mesleki eğitim gören stajyerlerin ve öğrencilerin geçireceği kazalarda bildirim sorumluluğunun okula değil, doğrudan stajın yapıldığı işyerine ait olduğu bilinmekte midir (Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m.35/1-a)?
  6. E-sigorta üzerinden gönderilen Ek-7 bildiriminin gönderildiğini ve gönderim tarihini gösteren kayıt dosyada saklanıyor mu (iyi uygulama)?
  7. Sağlık hizmeti sunucusu veya işyeri hekimi tarafından bildirilen meslek hastalıklarında üç iş günlük sürenin işverenin öğrendiği tarihten başladığı takip ediliyor mu (6331 m.14/2-b)?
  8. Olası bir ceza tebliğinde 15 günlük itiraz ve peşin ödeme süresi ile peşin ödemede cezanın dörtte üçünün tahsil edildiği (dörtte bir indirim) bilgisi muhasebe ve hukuk birimlerinde var mı (5510 m.102)?
  9. Kazanın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesinden bağımsız olarak, kaza kaydının tutulması ve ayrıntılı teknik inceleme raporunun düzenlenmesi adımları tamamlanmakta mıdır (6331 m.14/1-a)?
  10. Meydana gelen kazanın ardından işletmede mevcut olan genel risk değerlendirmesi kısmen veya tamamen revize edilmiş midir (İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği m.12/2-ç)?
  11. İşletmenin güncel çalışan sayısı baremi ve NACE koduna dayalı resmi tehlike sınıfı düzenli kontrol edilerek idari para cezası artırım riskleri izlenmekte midir (6331 m.26/3)?
  12. 1 Ocak 2027’den itibaren uygulanacak tutarlar, yeni oran ilan edilip belli olduğunda şirket içi prosedürdeki ceza bilgisi güncellenecek mi (6331 m.26/1-e, 5326 m.17/7)?

Kaynaklar

  1. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu. Resmî Gazete, 30.06.2012, Sayı 28339 (konsolide metin). https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6331.pdf (Erişim: 26.10.2026)
  2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu. Resmî Gazete, 16.06.2006, Sayı 26200 (konsolide metin). https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5510.pdf (Erişim: 26.10.2026)
  3. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği. Resmî Gazete, 12.05.2010, Sayı 27579 (konsolide metin). https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13973&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5 (Erişim: 26.10.2026)
  4. İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği. Resmî Gazete, 29.12.2012, Sayı 28512. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=16925&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5 (Erişim: 26.10.2026)
  5. İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik. Resmî Gazete, 29.12.2012, Sayı 28512 (konsolide metin). https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=16923&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5 (Erişim: 26.10.2026)
  6. İşyeri Hekimi ve Diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik. Resmî Gazete, 20.07.2013, Sayı 28713 (konsolide metin). https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18615&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5 (Erişim: 26.10.2026)
  7. Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 585). Resmî Gazete, 27.11.2025, Sayı 33090. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/11/20251127-4.htm (Erişim: 26.10.2026)
  8. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu. Resmî Gazete, 31.03.2005, Sayı 25772 (Mükerrer) (konsolide metin). https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5326.pdf (Erişim: 26.10.2026)
  9. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa Göre 2026 Yılında Uygulanacak İdari Para Cezaları. https://www.csgb.gov.tr/Media/ixvlxjyy/2026-yilinda-uygulanacak-idari-para-cezalari.xlsx (Erişim: 26.10.2026)
  10. Sosyal Güvenlik Kurumu. İş Kazası. https://www.sgk.gov.tr/Content/Post/7b0b48c6-ceba-472b-8011-c4a9b3125133/Is-Kazasi-2025-02-27-10-08-15 (Erişim: 26.10.2026)
  11. Sosyal Güvenlik Kurumu. İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirim Formu Uygulaması Kullanım Kılavuzu. 2024. https://e.sgk.gov.tr/Download/DownloadFile?f=31fecdc0-3584-48b7-a1bd-3c04f8b9f1ce.pdf&d=bf271de4-fea9-4557-a460-957858589cf9 (Erişim: 26.10.2026)
  12. Sosyal Güvenlik Kurumu. İstatistik Yıllıkları (2023, 2024, 2025), Bölüm 3-1: İş Kazası ve Meslek Hastalığı İstatistikleri (4a), Tablo 3.1.1 ve 3.1.2. https://www.sgk.gov.tr/Istatistik/Yillik/fcd5e59b-6af9-4d90-a451-ee7500eb1cb4/ (Erişim: 26.10.2026)
  13. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/15424, K. 2025/6118, 16.04.2025. Yargıtay Karar Arama. https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim: 26.10.2026)
  14. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2014/27324, K. 2016/5606, 14.04.2016. Yargıtay Karar Arama. https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim: 26.10.2026)
  15. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/15436, K. 2013/8881, 30.04.2013. Yargıtay Karar Arama. https://karararama.yargitay.gov.tr/ (Erişim: 26.10.2026)
  16. Sosyal Güvenlik Kurumu, Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü. 2015/22 sayılı Genelge, 01.09.2015 (metin kopyası). https://www.alomaliye.com/wp-content/uploads/2015/09/sgk-genelgesi-2015-22-eki.docx (Erişim: 26.10.2026)
  17. Eurostat. Accidents at work (ESAW, 2008 onwards), Reference Metadata (ESMS). https://ec.europa.eu/eurostat/cache/metadata/en/hsw_acc_work_esms.htm (Erişim: 26.10.2026)
  18. The Reporting of Injuries, Diseases and Dangerous Occurrences Regulations 2013 (SI 2013/1471), regulation 4. https://www.legislation.gov.uk/uksi/2013/1471/regulation/4 (Erişim: 26.10.2026)
  19. The Reporting of Injuries, Diseases and Dangerous Occurrences Regulations 2013 (SI 2013/1471), regulation 12. https://www.legislation.gov.uk/uksi/2013/1471/regulation/12 (Erişim: 26.10.2026)
  20. The Reporting of Injuries, Diseases and Dangerous Occurrences Regulations 2013 (SI 2013/1471), Schedule 1. https://www.legislation.gov.uk/uksi/2013/1471/schedule/1 (Erişim: 26.10.2026)
  21. Sozialgesetzbuch (SGB) Siebtes Buch (VII), § 193 Pflicht zur Anzeige eines Versicherungsfalls durch die Unternehmer. https://www.gesetze-im-internet.de/sgb_7/__193.html (Erişim: 26.10.2026)
  22. Sozialgesetzbuch (SGB) Siebtes Buch (VII), § 209 Bußgeldvorschriften. https://www.gesetze-im-internet.de/sgb_7/__209.html (Erişim: 26.10.2026)
  23. Sosyal Güvenlik Kurumu. İşverenin Yükümlülükleri. https://www.sgk.gov.tr/Content/Post/d9d838d8-6585-40f5-bbcc-47bd43c59bb4/Isverenin-Yukumlulukleri-2022-05-15-06-17-29 (Erişim: 26.10.2026)
  24. The Reporting of Injuries, Diseases and Dangerous Occurrences Regulations (Northern Ireland) 1997 (S.R. 1997/455). https://www.legislation.gov.uk/nisr/1997/455/contents (Erişim: 26.10.2026)

Yeni yazılardan haberdar olmak için bültenime abone olun.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık