İş Güvenliği Uzmanının Cezai Sorumluluğu: Bornova Vinç Davası, Üç Bilirkişi Raporu ve 12 Yıl 6 Aylık Ceza

Tahmini okuma süresi: 34 dakika

Kategori: EHS Gündemi Yazar: Alper Gümüşler


İş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğu, Bornova kule vinç davasında verilen kararla yeniden meslek gündeminin ilk sırasına yerleşti. 30 Aralık 2022’de altı işçinin hayatını kaybettiği, üç işçinin yaralandığı kazanın davasında, müdafiinin anlatımına göre 13 Ekim 2026’da İzmir’de görülen karar duruşmasında şantiyenin iş güvenliği uzmanı Fikret A.’ya 12 yıl 6 ay hapis ve 3 yıl meslekten men cezası verildi. Mahkeme, hükümle birlikte uzmanın tutuklanmasına karar verdi.

Kamuya yansıyan bilgilere göre dava dosyasında uzmanın sorumluluğunu değerlendiren üç ayrı bilirkişi raporu yer alıyordu ve bu raporlar tali kusur, teknik yönden etken olmama ve asli kusur şeklinde birbirine bütünüyle zıt üç farklı kanaat içeriyordu. Bu tablo, iş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğu için sınırın nereden geçtiği sorusunu yeniden açtı.

Bir kimya tesisinde EHS yöneticisi ve iş güvenliği uzmanı olarak çalışıyorum. Gerekçeli karar henüz kamuya yansımadı; bu yazıyı davayla ilgili kamuya yansıyan haberleri, açıklamaları, mevzuatı ve Yargıtay kararlarını okuyarak yazdım. Bence bu dosyada sorulması gereken soru şudur: Fikret A. kanunun ona verdiği tespit ve yazılı bildirim görevinde somut olarak neyi eksik yaptı ve bu eksik, işverenin ve vinç firmasının yönettiği bir yükseltmede altı kişinin ölümüne nasıl bağlanıyor? Üç bilirkişi raporunun üç ayrı sonuca varması, bu bağın dosyada henüz açık seçik kurulamadığını düşündürüyor. 6331 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler uzmana sahada icrai bir yetki tanımaz; uzmanın rolünü danışmanlık, tespit ve yazılı bildirimle tarif eder. Aşağıda önce olayı ve yargılamayı, sonra mevzuatı, Yargıtay’ın ölçütünü ve karşı görüşü sırayla ele alıyorum.

30 Aralık 2022, Bornova: Kule vinç yükseltilirken ne oldu

Olay, 30 Aralık 2022 Cuma günü saat 17.30 sularında İzmir’in Bornova ilçesindeki Kamil Tunca Caddesi üzerinde bulunan bir otel inşaatında gerçekleşti. İzmir Valiliği açıklamasında saati 17.35 olarak bildirdi. Gün, yılbaşı tatilinin hemen öncesine denk geliyordu. Şantiyede kullanılan kule vincin yükseltilmesi sırasında devrilme meydana geldi. Vincin arka ağırlığı, yani karşı ağırlık kısmı, şantiye sahasında işçi yatakhanesi olarak kullanılan konteynerlerin üzerine doğrudan düştü.

Bu çöküşün neticesi çok ağırdı. İddianamede yer alan tespitlere göre altı işçi yaşamını yitirdi, üç işçi ise yaralandı. Hayatını kaybedenlerin ikisi yükseltme çalışmasını yürüten işçilerdi; biri operatör kabinindeki vinç operatörü, diğer üçü ise kaza anında konteynerin içinde bulunan işçilerdi. Yılbaşı öncesi son çalışma saatlerinde yaşanan bu yıkım, yükseltme operasyonunun hangi koşullarda ve hangi teknik tedbirlerle yürütüldüğü sorusunu gündeme getirdi.

İddianamedeki verilere göre kule vinç 110 metreden 116 metreye yükseltilmekteydi. Bu işlem sırasında yükseltmede kullanılan teleskobun etrafındaki çalışma platformunda iki işçi bulunuyordu. Operatör kabinindeki görevli ise bu iki çalışanın talimatları doğrultusunda yükseltme için gereken iki adet mastı kaldırmaktaydı. Davadaki bir tanık beyanına göre bu işlem, söz konusu vincin şantiyedeki dördüncü yükseltmesiydi.

İddianamede kule vincin devrilme mekanizması somut teknik bulgularla açıklandı. Belirtilen ilk unsur, kule vincin kanca ucuna denge ağırlığı takılmamasıydı. İkinci teknik tespit, teleskobun bağlantı pimlerinin ve birbirine eklenen iki mastın pimlerinin eksiksiz monte edilmediği yönündeydi. Üçüncü unsur ise kulenin hareket ettirilen bölümünün inşaat yapısına tam olarak sabitlenmemiş olmasıydı. Bu teknik eksikliklerin bir araya gelmesiyle, yükseltme faaliyeti esnasında mastlarda mekanik gerilme ve burulma etkisi oluştuğu, bunun sonucunda deformasyon meydana gelerek vincin devrildiği kayda geçirildi.

İddianamede yer alan üç kişilik bilirkişi heyeti raporu, çalışma koşullarına ilişkin başka tespitler de içeriyordu. Heyet raporuna göre yükseltme esnasında bu alanda yeterli bilgisi ve uzmanlığı bulunan teknik bir kişi görevlendirilmemişti. Yükseltmeyi fiilen yapan iki çalışanın kule vinç tamiri, tadili, kontrolü ile iş sağlığı ve güvenliği hususunda özel eğitim aldığına ilişkin herhangi bir belge ya da sertifika bulunmuyordu. Bu iki çalışanın olay anında emniyet kemeri kullanmadığı ve kemer bağlanması için kule vinçten bağımsız bir dikey yaşam hattının kurulmadığı saptandı.

Bilirkişi heyetinin üzerinde durduğu diğer bir husus, şantiye yerleşimi ve mesai planlamasıydı. İşçilerin barınma alanı kule vincin hemen altındaydı; kazaya uğrayan işçilerin kaldığı konteyner ile kule vincin gövdesi arasındaki mesafe yaklaşık 5 metre olarak tespit edildi. Yükseltme sırasında vincin altındaki alanda insan bulunması engellenmemişti. Mesai bitimi olan 17.00’den sonra, işçilerin konteynerde bulunma olasılığının yüksek olduğu bir saatte yükseltme işlemine devam edilmişti. Heyet, asıl işverenin denetim, gözetim ve kontrol yükümlülüğünü yerine getirmediğini; operatörün, konteynerdeki işçilerin ve yaralıların olaya maruz kalmalarında teknik yönden etken olmadıklarını belirtti.

Operasyonu fiilen kimin yürüttüğü hususu dava boyunca tartışmalı kaldı. İddianame bu çalışanları vinç firması işçileri olarak tanımladı ama hangi firmanın işçisi olduklarını belirtmedi; dosyada iki ayrı vinç firması ve iki ayrı firma sahibi var. Vincin sahibi olan firmanın sahibi, kendi ekibinin müsait olmadığını belirterek işverene başka bir firmanın numarasını verdiğini savundu. Bir tanık ise vinç firması sahibinin kendi personelini gönderdiğini ifade etti. İlk duruşmada Cumhuriyet savcısı, vincin kurulumu, çalıştırılması ve yükseltilmesinin vinç firması sahibinin sorumluluk alanında olduğunu vurgulayarak tutuklanmasını talep etti. Hayatını kaybeden vinç operatörünün kardeşi ise asıl vincin sahibi olan firmanın eleman gönderemediğini, işlemi başka bir firmanın elemanlarının yaptığını ileri sürdü.

Yükseltme kararının ne zaman ve nasıl alındığı da belirsizlikler içeriyordu. Operatörün kardeşinin beyanına göre o gün için böyle bir operasyon planlanmamıştı; tatilden dönüldüğünde vinç hazır olsun diye, yılbaşı tatili öncesi öğleden sonra son anda karar verilmişti. Şantiye şeflerinden biri olan tanık ise çalışmanın öğlen saatlerinde başladığını, yukarıdaki personelin işin 17.00 sularında biteceğini bildirmesi üzerine çalışanların konteynere girişinin engellenmediğini aktardı. Şantiye şefinin beyanları da zaman içinde değişti; Ocak 2023’teki ilk ifadesinde yükseltmenin kendisine haber verilmeden yapıldığını söylerken, Temmuz 2023 duruşmasında durumdan haberdar olduğunu beyan etti.

Duruşmada dile getirilen bir diğer olgu, bu kazadan yaklaşık bir ay önce aynı şantiyede başka bir ölümlü iş kazasının yaşanmış olmasıydı. Müşteki avukatının sorusu üzerine iş güvenliği uzmanı bu kazayı doğruladı. Şantiye şefinin aktarımına göre bir çalışan temizlik yaparken alt kata düşerek hayatını kaybetmişti. Tanıklar, o olayın ardından yarım saat geçmeden şantiyede çalışmaya devam edildiğini söyledi.

Operatörün kardeşinin anlattığı gibi son anda kararlaştırıldıysa, bu yükseltme planlı işin dışına çıkan bir değişiklikti ve değişim yönetimi disiplininin tam olarak ilgilendiği türden bir karardır. Bence bu anlatımdaki her teknik eksiklik, yükseltmeyi yöneten ve yapan tarafın elindeki kararlara bağlı: denge, pim, bina bağlantısı, ekip yetkinliği, yükseltmenin saati. Uzmanın bu kararlarla ilişkisini aşağıda mevzuattan kuracağım.

Dört yıllık yargılama süreci: Tutuklamadan karara

Kaza sonrasında başlatılan adli soruşturma ve kovuşturma süreci, yaklaşık dört yıla yayılan kapsamlı bir yargılamaya dönüştü. Olayın meydana geldiği 30 Aralık 2022 akşamı adli makamlarca derhal soruşturma açıldı. Kazanın hemen ardından inşaat firmasının sahibi, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı Fikret A. ve vinç firmasının sahibi tutuklanarak cezaevine gönderildi. Soruşturmanın henüz başında, 6 Ocak 2023 tarihinde A sınıfı bir iş güvenliği uzmanı tarafından hazırlanan 5 sayfalık ilk bilirkişi raporu savcılığa sunuldu.

İlerleyen aylarda iş güvenliği uzmanı ve vinç firmasının sahibi tahliye edilirken, ölen işçilerin bağlı olduğu taşeron firmanın sahibi tutuklandı. Mayıs 2023’te kamuya yansıyan ve mahkemece kabul edilen iddianamede yedi sanık hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçlamasıyla 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Sanıklar arasında inşaat firmasının sahibi, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı, vinç firmasının sahibi, inşaat firmasının ortağı, taşeron firma sahibi ve kule vinç firmasının sahibi yer alıyordu. İddianamede üç kişilik teknik bilirkişi heyetinin raporuna yer verildi.

İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma 7 Temmuz 2023 tarihinde görüldü. Mahkeme heyeti, vinç firmasının sahibinin tutuklanmasına, taşeron firma sahibinin ise tahliyesine karar verdi. Heyet ayrıca kusur durumunun netleştirilmesi amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’nden kusur raporu alınmasına karar verdi. İzmir Barosu davaya katılma talebinde bulundu ancak mahkeme baronun olaydan etkilenmediği gerekçesiyle bu talebi reddetti. Haberlere göre müşteki vekilleri yeniden kusur raporu alınmasını ve sanıkların bilinçli taksirle yargılanmasını talep ederken, kule vinç firmasının sahibinin firari olduğu kaydedildi. Aynı duruşmada ölen vinç operatörünün eşi, inşaat firmasının kazadan bir ay sonra vinç kazası nedeniyle oluşan 12 milyon liralık zararın ödenmesi için kendilerine tebligat gönderdiğini söyledi; şirketin bu konudaki yanıtı haberlerde yer almıyor.

İkinci celse 13 Eylül 2023 tarihinde yapıldı ve uzman hakkındaki adli kontrolün (haberdeki ifadeyle denetimin) sürmesine karar verildi. 24 Kasım 2023 tarihli üçüncü celsede dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Mahkeme başkanı, hayatını kaybeden bir işçinin ailesi haricindeki diğer beş ailenin şikayetlerinden vazgeçtiğini bildirdi. İnşaat firmasının ortağı, duruşmada beş aileyle helalleştiklerini söyledi. Bu celsede tutuklu sanıklar adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliye edildi ve dosyada tutuklu sanık kalmadı. Duruşmada savunma makamı, uzmana asli kusur yükleyen yeni bir bilirkişi raporuna itirazlarını sundu. Bir haberde aktarıldığına göre Fikret A. bu duruşmada kazadan sonra iş güvenliği uzmanlığını bıraktığını söyledi.

Yargılama 2024 yılında devam etti. 26 Ocak 2024 tarihindeki dördüncü celsede aralarında iş güvenliği uzmanının da bulunduğu bazı sanıklar hakkındaki adli kontrol kararları kaldırıldı. 20 Eylül 2024 tarihindeki beşinci celsede ise şikayetini sürdüren ailenin vekili, sanıklarla anlaşma yaptıklarını fakat verilen taahhütlerin yerine getirilmediğini belirterek şikayetlerinin devam ettiğini söyledi. Müdafiin anlatımına göre 13 Ekim 2026’daki duruşmada uzman hakkındaki hüküm açıklandı. Diğer altı sanık hakkında verilen hükme ilişkin kamuya yansımış bir bilgiye bu yazıyı yazdığım 21 Ekim 2026 itibarıyla ulaşamadım.

Tablo 1. Bornova kule vinç davasının kronolojisi

TarihGelişme
30.12.2022Bornova’daki otel inşaatında kule vinç devrildi; 6 işçi öldü, 3 işçi yaralandı; adli soruşturma başlatıldı.
Kaza Sonrasıİnşaat firması sahibi, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı ve vinç firması sahibi tutuklandı.
06.01.2023Soruşturma aşamasında A sınıfı uzman tarafından hazırlanan 5 sayfalık ilk bilirkişi raporu savcılığa sunuldu.
Mayıs 20237 sanık hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan açılan dava kamuya yansıdı.
07.07.2023İlk duruşma yapıldı; vinç firması sahibi tutuklandı, taşeron sahibi tahliye edildi; İTÜ’den rapor istendi.
13.09.2023İkinci duruşmada uzman hakkındaki adli kontrolün sürmesine karar verildi.
24.11.2023Üçüncü duruşmada beş ailenin şikâyetten vazgeçtiği açıklandı; tutuklu sanıklar tahliye edildi; uzmana asli kusur veren rapor tartışıldı.
26.01.2024Dördüncü duruşmada iş güvenliği uzmanı dahil bazı sanıkların adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
20.09.2024Beşinci duruşmada şikayetçi ailenin avukatı taahhütlerin yerine getirilmediğini beyan etti.
13.10.2026Mahkeme kararını açıkladı; iş güvenliği uzmanına 12 yıl 6 ay hapis ve meslekten men cezası verildi, tutuklandı.
19.10.2026TÜM İSG-SEN İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak karara ve tutuklamaya tepki gösterdi.

Tabloda bir karşıtlık dikkatimi çekiyor. Uzman 2023’ten beri tutuksuz yargılanıyordu ve 2024 başında adli kontrolü de kaldırılmıştı. Karar duruşmasında ise on beş yıllık kanuni üst sınıra yakın bir hapis cezasıyla birlikte tutuklandı. Mahkemenin bu kararı hangi gerekçeyle verdiğini gerekçeli karar yayımlandığında göreceğiz.

Altı duraklı kronoloji: 30 Aralık 2022 kaza, 6 Ocak 2023 ilk bilirkişi raporu, Mayıs 2023 iddianame, 7 Temmuz 2023 ilk duruşma ve İTÜ'den rapor istenmesi, 24 Kasım 2023 asli kusur raporunun tartışılması, 13 Ekim 2026 karar
Uzman 2023’ten karar duruşmasına kadar tutuksuz yargılandı; karar duruşmasında hükümle birlikte tutuklandı.

Üç bilirkişi raporu, üç ayrı sonuç

Bornova davasının en karmaşık yönü, sanıkların ve özellikle iş güvenliği uzmanının kusur durumuna ilişkin bilirkişi raporları arasındaki çelişkidir. Yargılama makamının önüne gelen üç ayrı rapor, aynı olgulara bakarak uzmanın konumu hakkında tamamen farklı tespitlerde bulunmuştur.

Üç satırlık karşılaştırma: Rapor 1 uzmanı tali kusurlu, Rapor 2 teknik yönden etken değil, Rapor 3 asli kusurlu buluyor; diğer sanıklar için sonuçlar
Aynı uzman, aynı olay, üç ayrı sonuç: tali kusur, teknik yönden etken olmama, asli kusur.

Soruşturma aşamasındaki ilk rapor

A sınıfı bir iş güvenliği uzmanının hazırladığı 5 sayfalık ilk rapor, kazadan yaklaşık bir hafta sonra, 6 Ocak 2023’te savcılığa sunuldu. Bu raporda inşaat firmasının sahibi, vinç firmasının sahibi ve şantiye şefi asli kusurlu olarak nitelendirildi. İş güvenliği uzmanı Fikret A. ise tali kusurlu bulundu. Raporda olayın bir iş kazası olduğu, işverenin iş organizasyonunu kurup denetlemediği, gerekli önlemlerin alınmadığı ve çalışanların yeterli bilgi ve beceriye sahip olmadığı ifade edildi. Uzmana yüklenen tali kusurun hangi fiile ya da hangi ihmale dayandığı ise haberlerde yer almıyor.

İddianamedeki üç kişilik heyet raporu

İddianamede yer alan üç kişilik bilirkişi heyeti raporu farklı bir dil kullandı: asli ve tali kusur yerine, kimin teknik yönden doğrudan ya da dolaylı etken olduğunu belirtti. İnşaat firmasının sahibi ve ortağı, şantiye şefi, kule vinç firması sahibi ve yükseltmeyi yapan işçilerden biri teknik yönden doğrudan etken kabul edildi. Yükseltmedeki diğer çalışan dolaylı etken sayıldı. İddianamenin DHA’ya yansıyan bölümüne göre iş güvenliği uzmanı ile vinç firmasının sahibi için ise teknik yönden etken olmadıkları belirtildi. Buna karşın savcılık makamı teknik yönden etken olmama tespitine katılmadı; iddianamede şu değerlendirmeye yer verdi:

“Başsavcılık tarafından yapılan değerlendirmede bu şüphelilerin de olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında kusurlu olduklarının değerlendirildiği”

Savcılık bu gerekçeyle uzmanın da cezalandırılmasını talep ederek kamu davası açtı.

Kovuşturma aşamasındaki üçüncü rapor

Yargılama safhasında mahkemeye sunulan ve 24 Kasım 2023 tarihli celsede taraflarca tartışılan üçüncü raporda ise uzman için en ağır tablo ortaya çıktı. Bu rapor iş güvenliği uzmanına asli kusur verdi. Şantiye şefinin avukatının aktarımına göre aynı rapor şantiye şefini asli, vinç firmasının sahibini tali kusurlu saydı, taşeron firma sahibine kusur vermedi. Kırmızı Baret Platformu 2026’da, hükme esas alınan raporun akademisyenlerce hazırlandığını söylüyor. 7 Temmuz 2023 duruşmasında İTÜ’den rapor istenmişti; 2023’te tartışılan raporun İTÜ’den gelen rapor ya da Kırmızı Baret’in sözünü ettiği rapor olup olmadığı kamuya yansıyan kaynaklardan anlaşılamıyor. Uzmanın o duruşmadaki müdafii, raporun 13 sayfasının olayı anlattığını, 10 sayfasının fotoğraf olduğunu ve raporda bir ceza hukuku ilkesiyle değerlendirme görmediğini söyledi. Uzman, kendisine yüklenen asli kusuru kabul etmediğini belirtti.

Tablo 2. Üç bilirkişi raporu ve iş güvenliği uzmanı

RaporAşama ve tarihHazırlayanUzman için sonuçDiğerleri için sonuç
Rapor 1Soruşturma, 06.01.2023A sınıfı iş güvenliği uzmanıTali kusurluİnşaat firmasının sahibi, vinç firmasının sahibi ve şantiye şefi asli kusurlu.
Rapor 2İddianamede (Mayıs 2023’te kamuya yansıdı)3 kişilik bilirkişi heyetiTeknik yönden etken değilİnşaat firmasının sahibi ve ortağı, şantiye şefi, kule vinç firmasının sahibi ve yükseltmeyi yapan işçilerden biri doğrudan etken; vinç firmasının sahibi etken değil.
Rapor 3Kovuşturma; 24.11.2023 duruşmasında tartışıldıKırmızı Baret’e göre akademisyenlerAsli kusurluSavunmanın aktarımına göre şantiye şefi asli, vinç firmasının sahibi tali kusurlu; taşeron firma sahibine kusur yok.

Dosyaya giren üç rapor arasındaki çelişki, Türk ceza hukukunda bilirkişilik kurumunun sınırlarını gündeme getirir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 67. maddesinin üçüncü fıkrası bilirkişinin yetki sınırını çok net çizmiştir:

“Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.”

Bilirkişilerin kusur derecelendirmesi yapması ceza hukuku doktrininde uzun süredir eleştirilmektedir. Koca ve Üzülmez (2020, s. 266), 5237 sayılı TCK sisteminde bu ayrımların yerinin olmadığını şu ifadelerle açıklar:

“765 sayılı Kanunun etkisiyle uygulamada hakkında isnatta bulunulan kişilerle ilgili olarak bilirkişilerce yapılan asli kusur-tali kusur değerlendirmesinin yeni TCK’da yeri yoktur.”

Yazarlar aynı sayfada kusur tespitinin münhasıran yargıca ait bir görev olduğunu belirtir:

“Maddenin gerekçesinde de kusurluluğun normatif bir değerlendirmeyle ancak hâkim tarafından belirleneceği, bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağı yerinde olarak ifade edilmiştir.”

Özkan (2016, s. 555) uygulamanın bu ilkeden nasıl uzaklaştığını anlatır:

“Uygulamada ise bilirkişiler tarafından iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı durumları belirlemekte ve herhangi bir aykırılık tespit edildiği anda sanığa kusur atfedilmektedir.”

Gedik’ten aktaran Şarsel (2025, s. 300) de eski alışkanlıkların mahkeme kararlarına nasıl sirayet ettiğini aktarır:

“Uygulamada 8 üzerinden oransal kusur dağılım sistemi terkedilse de hemen hemen tüm bilirkişi raporlarında bu kez ‘asli-tali kusur’, ‘birinci dereceden-ikinci dereceden kusur’ veya ‘kusuru bulunmamaktadır’ şeklinde kusur dağılımı görülmekte ve bu anlayış mahkeme kararlarına da yansımaktadır.”

Raporlar bu kadar ayrıştığında Yargıtay’ın ne beklediğini birkaç kararda görmek mümkün. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 30.04.2026 tarihli ve E. 2026/21, K. 2026/5979 sayılı kararı, önceki bozma ilamını aktarırken mevcut tüm raporları birlikte irdeleyen ve şu niteliği taşıyan bir rapordan söz eder:

“aralarındaki farklılığın nedenlerini bilimsel ve teknik gerekçelerle ortaya koyan, tarafların kusur durumunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirleyen yeni bir kusur raporu alınması gerektiği”

Aynı yaklaşım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.02.2025 tarihli ve E. 2023/304, K. 2025/92 sayılı kararında ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 22.12.2021 tarihli ve E. 2020/2036, K. 2021/9120 sayılı kararında da yinelenmiştir. Ceza dairesi o kararda sanıkların kusur durumuna ilişkin çelişkinin alınan raporlarla giderilemediğini tespit edip yeni bir heyet raporu istemiştir.

Benim okumam şu: Aynı uzmana aynı olay için “tali”, “teknik yönden etken değil” ve “asli” diyen üç rapor, nedensellik sorusunun teknik düzeyde bile çözülmediğini gösteriyor. Hukuk Genel Kurulu raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesini istiyor; 10. Hukuk Dairesi ve 12. Ceza Dairesi ise farklılığın nedenini açıklayan yeni bir heyet raporu istemiş. Ceza dosyasında yerel mahkemenin bu üç raporu nasıl tarttığını ve hangi teknik verilerle uzmana asli kusur biçtiğini gerekçeli karar yayımlanmadan bilmemiz mümkün değildir.

Kanun iş güvenliği uzmanına ne görev, ne yetki veriyor: İş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğunun sınırı

Türk iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, işyerindeki aktörlerin rol ve sorumluluklarını açık bir işbölümü üzerine inşa etmiştir. Bu sistemde iş güvenliği uzmanının yasal konumu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile netleştirilmiştir. Kanunun 3. maddesi iş güvenliği uzmanını Bakanlıkça yetkilendirilmiş ve iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip kişi olarak tanımlar; işveren adına hareket eden ve işin yönetiminde görev alan işveren vekillerini ise Kanunun uygulanmasında işveren sayar. Kanunda uzman işveren ya da işveren vekili olarak tanımlanmaz.

İşverenin genel yükümlülükleri 6331 sayılı Kanunun 4. maddesinde düzenlenmiştir. İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamak amacıyla her türlü tedbiri almak, organizasyonu kurmak, denetim yapmak ve risk değerlendirmesi gerçekleştirmek zorundadır. Kanunun 4. maddesinin ikinci fıkrası ise sorumluluğun devredilemeyeceğini emreder:

“İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.”

Bu hükmün Avrupa Birliği’ndeki karşılığı 89/391/EEC sayılı Çerçeve Direktif’in 5(2) maddesidir:

“Where, pursuant to Article 7 (3), an employer enlists competent external services or persons, this shall not discharge him from his responsibilities in this area.”

İşverenin dışarıdan yetkin kişi veya kuruluşlardan hizmet alması, onu bu alandaki sorumluluklarından kurtarmaz. Uzman görevlendirmek, işverenin gözetim borcunu ortadan kaldırmaz.

Kanunun 8. maddesinin ikinci fıkrası, uzmanın görev ve sorumluluk sınırını şu sözlerle çizer:

“İşverene iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda rehberlik ve danışmanlık yapmak üzere görevlendirilen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı, görev aldığı işyerinde göreviyle ilgili mevzuat ve teknik gelişmeleri göz önünde bulundurarak iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili eksiklik ve aksaklıkları, tedbir ve tavsiyeleri belirler ve işverene yazılı olarak bildirir. Eksiklik ve aksaklıkların düzeltilmesinden, tedbir ve tavsiyelerin yerine getirilmesinden işveren sorumludur.”

Madde metni incelendiğinde, uzmanın rolü rehberlik, danışmanlık, tespit ve yazılı bildirim ile sınırlandırılmıştır. Tedbirlerin hayata geçirilmesi ve kaynak tahsisi doğrudan işverene bırakılmıştır. Bildirilen hayati bir eksiklik giderilmediğinde uzmanın yapacağı işlem de kanunda belirlenmiştir: Durumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yetkili birimine bildirmek. Uzman bu bildirimi yapmazsa belgesi üç ay, tekrarında altı ay askıya alınır. Kanunun bu ihmale doğrudan bağladığı yaptırım idaridir.

İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik hükümleri de bu çerçeveyi ayrıntılandırır. Yönetmeliğin 9. maddesinde yer alan görevler; önerilerde bulunmak, yazılı bildirmek, risk değerlendirmesine katılmak ve kontrol etmek fiilleriyle tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, uzmanın işi bizzat durdurma yetkisi olmadığını, bu yöndeki yetkisinin sınırlı bir başvuru hakkından ibaret olduğunu gösterir:

“İşyerinde belirlediği hayati tehlikenin ciddi ve önlenemez olması ve bu hususun acil müdahale gerektirmesi halinde işin durdurulması için işverene başvurmak.”

Görüldüğü üzere uzman işi re’sen durduramaz, işin durdurulmasını işverenden talep eder. Nitekim 6331 sayılı Kanunun 25. maddesine göre işin durdurulması kararı yalnızca iş müfettişlerinden oluşan heyet veya acil hallerde müfettiş tarafından verilebilir. Yönetmeliğin 11. maddesinin üçüncü fıkrası ise bildirimin çerçevesini çizer:

“İş güvenliği uzmanı, işverene yazılı olarak bildirilen iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirlerden acil durdurma gerektiren haller ile yangın, patlama, göçme, kimyasal sızıntı gibi hayati tehlike arz edenleri, belirlenecek makul bir süre içinde işveren tarafından yerine getirilmemesi hâlinde, işyerinin bağlı bulunduğu çalışma ve iş kurumu il müdürlüğüne yazılı olarak bildirmekle yükümlüdürler.”

Yazılı bildirimin en temel aracı onaylı defterdir. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği’nin 7. maddesinin dördüncü fıkrası bu defterin hukuki gücünü belirler:

“Onaylı deftere yazılan tespit ve öneriler işverene tebliğ edilmiş sayılır.”

Uzmanın görev süresi de mevzuatta belirlenmiştir. İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik’in 12. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde uzman, çalışan başına ayda en az 40 dakika görev yapar; tehlike sınıfının belirlediği bu ve benzeri yükümlülükleri tehlike sınıfı değişikliği yazısında ayrıntılı ele almıştım. Bu bir alt sınırdır ve kısmi süreli uzmanların sözleşmeleri çoğu zaman bu süreye göre kurulur; Fikret A.’nın avukatı 2023’teki duruşmada sözleşmesi gereği uzmanın işyerinde tam gün durmadığını söylemişti.

Doktrinde Yıldız (2023, s. 420), uzmanın hukuki konumunu değerlendirirken icrai yetkisizliğe dikkat çeker:

“Zira işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının işçilere karşı emir ve talimat verme yetkisi mevcut değildir ve bunlar görevlerini daima işvereni muhatap alarak yerine getirirler.”

Yıldız aynı sayfada uzmanın işveren vekili sayılamayacağını ifade eder:

“Kanaatimizce de iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi işveren vekili sıfatına sahip olmayıp işverene danışmanlık ve rehberlik eden kişi konumundadır.”

Koca ve Üzülmez (2020, s. 246) görev paylaşımını şöyle koyar:

“İşverene düşen ise, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının belirttiği tedbirleri almaktadır.”

Tablo 3. Kule vinç yükseltmesinde kim neye yetkili

Konuİşveren (asıl işveren)Vinç firması / yükseltmeyi yönetenİş güvenliği uzmanıDayanak
Tedbiri almakAsli sorumlu; tüm teknik ve organizasyonel tedbirleri alırKendi operasyon alanı ve ekipmanı için tedbirleri uygularTedbirleri belirler, önerir ve işverene yazılı bildirir6331 m.4, m.8/2
Yükseltmeyi planlamak ve yönetmekSüreci onaylar, alt işverenler arası koordinasyonu sağlarOperasyonu ehil personelle planlar ve sahada yönetirİzin prosedürü hazırlar, sürece dair önerilerde bulunurYapı İşleri m.5; İş Ekip. m.8/1-b
Üretici talimatına uygun kurulumKurulumun güvenli şartlarda yapılmasını sağlarİmalatçı kullanma kılavuzundaki teknik adımları uygularTalimatlara uyulup uyulmadığını kontrol eder, önerirİş Ekip. EK-II 1.2; İGU Yön. m.9
Yükseltme sonrası periyodik kontrolYetkili kişilere kontrolü yaptırmakla yükümlüdür—Kontrolleri planlar ve uygulamasını kontrol ederİş Ekip. m.7/1-a; İGU Yön. m.9/1-c-1
İşi durdurmakUzmanın durdurma başvurusunun muhatabıdır; resmî durdurma kararı iş müfettişlerinindirKendi yürüttüğü işte tedbir almakla yükümlüdürİşi durduramaz; durdurulması için işverene başvurur6331 m.25; İGU Yön. m.10/1-b
Tespit ve yazılı bildirimBildirilen tedbirleri yerine getirmekle yükümlüdür—Tespit ve tavsiyeleri onaylı deftere yazarİSG Hizm. m.7/4; 6331 m.8/2
Hayati tehlikede bildirimBildirilen tedbiri makul sürede yerine getirir—Yerine getirilmeyen tehlikeyi il müdürlüğüne yazılı bildirir6331 m.8/2; İGU Yön. m.11/3
Onaylı defterDefterin imzalanması ve düzenli tutulmasından sorumludur—Tespit ve önerilerini deftere kaydederİSG Hizm. Yön. m.7

Tablodaki boş hücreler bilinçli: mevzuat vinç firmasına o satırlarda ayrı bir rol yazmıyor. Tablodan anlaşılacağı üzere, mevzuatımızda kule vinç yükseltmesi gibi yüksek riskli bir mühendislik operasyonunu yönetme, durdurma veya onaylama yetkisi iş güvenliği uzmanına verilmemiştir. Benim okumam şu: Kanunun kurduğu düzende iş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğu üç temel sorudan geçer. Riski belirledi mi? Yazılı bildirdi mi? Hayati tehlike sürüyorsa il müdürlüğüne bildirdi mi? Bunların dışında kalan icrai işlemler işverenin, şantiye yönetiminin ve teknik ekiplerin sorumluluğundadır.

Kule vinç yükseltmesi kimin işi

Kule vincin gövdesine yeni mast elemanları eklenerek yükseltilmesi, alelade bir kaldırma faaliyeti sayılmaz. Bu işlem, mühendislik disiplini gerektiren karmaşık bir montaj ve kurulum operasyonudur. İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği, bu gerçeği hukuki güvenceye bağlamıştır. Yönetmeliğin EK-II maddesi 1.2 hükmü kurulumun çerçevesini belirler:

Altı satırlık yetki haritası: tedbiri almak, yükseltmeyi yönetmek, üretici talimatına uygun kurulum, yükseltme sonrası periyodik kontrol, işi durdurmak ve yazılı bildirim konularında işveren ile iş güvenliği uzmanının rolü
Mevzuat yükseltmeyi yönetmeyi, durdurmayı ve sonrasında kontrol ettirmeyi işverene ve yetkili kişilere; tespit ve yazılı bildirimi uzmana bırakır.

“İş ekipmanının kurulması veya sökülmesi, özellikle imalatçı tarafından verilen kullanma talimatı doğrultusunda güvenli koşullar altında yapılır.”

Kaza tarihinde yürürlükte olan İş Ekipmanları Yönetmeliği’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ise yükseltme sonrası için açık bir zorunluluk getirmiştir:

“İskeleler, sütunlu çalışma platformları veya kule krenler gibi ilk kurulumdan sonra yükseltilebilen veya değişikliğe uğratılabilen iş ekipmanları, yükseltilmesi veya değişikliğe uğratılması sonrasında iş ekipmanının yapılan değişiklikleri içerecek şekilde periyodik kontrolleri yapmaya yetkili kişiler tarafından periyodik kontrolü yapılır.”

Aynı yönetmeliğin 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, bu tür özel risk taşıyan ekipmanların tamiri, tadili, kontrolü ve bakımı, bu işleri yapmakla özel olarak görevlendirilen kişilerce yapılır. Yönetmeliğin Ek Madde 2 hükmü, kule krenlerin periyodik kontrollerinin akredite muayene kuruluşlarında (Aralık 2025’ten beri yönetmelikteki adıyla ekipman muayene kuruluşlarında) çalışan yetkili kişilerce yapılmasını şart koşar; ancak bu hüküm 31 Aralık 2023’te yürürlüğe girdi. Kaza tarihinde EKİPNET’e kayıtlı yetkili kişinin kontrolü yeterliydi. Akreditasyon şartının kademeli olarak yayıldığı ekipmanları ekipman muayene kuruluşu yazısında anlatmıştım.

Uluslararası standartlar da yükseltme işlemini bağımsız bir kurulum safhası olarak değerlendirir. Türkiye’de bağlayıcı olmasalar da uluslararası iyi uygulama metinleri aynı noktaya varır. ABD İş Güvenliği ve Sağlığı İdaresi’nin (OSHA) 29 CFR 1926.1401 kuralı bunu bir tanımla söyler:

“Regardless of whether the crane is initially erected to its full height or is climbed in stages, the process of increasing the height of the crane is an erection process.”

Vincin başlangıçta tam yüksekliğine kurulması veya aşamalı olarak yükseltilmesi fark etmeksizin, vincin yüksekliğini artırma süreci bir kurulum sürecidir. OSHA 1926.1404(a)(1) kuralı ise bu kurulumun yönetimini özel bir teknik otoriteye bağlar:

“Assembly/disassembly must be directed by a person who meets the criteria for both a competent person and a qualified person, or by a competent person who is assisted by one or more qualified persons (“A/D director”).”

Kurulum ve söküm, hem yetkin hem nitelikli bir kişi kriterlerini karşılayan bir kişi veya bir ya da daha fazla nitelikli kişi tarafından desteklenen yetkin bir kişi tarafından yönetilmelidir.

İngiltere merkezli Construction Plant-hire Association tarafından yayımlanan TCIG 1101 kılavuzu, yükseltme işinin aceleye getirilemeyeceğini vurgular:

“Any pressure for this potentially hazardous operation to be completed hastily will increase the risk of catastrophic failure.”

Bu potansiyel olarak tehlikeli operasyonun aceleyle tamamlanması yönündeki her türlü baskı, felaket niteliğinde bir arıza riskini artıracaktır. Aynı kılavuzun 4.2 maddesi operasyonun durdurulması yetkisini doğrudan atanmış kişiye verir:

“The appointed person retains overall responsibility for the climbing operation and has the authority to stop the climbing operation at any time if it is considered that there is a risk to safety.”

Atanan kişi, tırmanma operasyonunun genel sorumluluğunu üstlenir ve güvenlik açısından bir risk olduğu düşünülürse tırmanma operasyonunu herhangi bir zamanda durdurma yetkisine sahiptir. Kılavuzun 2.4 notunda ise çevresel faktörlere dikkat çekilir:

“Under no circumstances should tower crane climbing be undertaken at night or without due consideration of light or weather conditions.”

Hiçbir koşulda kule vinç tırmanması gece veya ışık ya da hava koşulları gereğince dikkate alınmadan yapılmamalıdır.

Nitekim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan kule vinç bilgi kartında da kazaların kök sebepleri sıralanırken bu aşamaya işaret edilmiştir:

“Vincin kurulum ve söküm işlemlerinin uygun şekilde gerçekleştirilmemesi”

Dünya genelinde yaşanan facialar incelendiğinde de benzer mekanizmalar görülür. 15 Mart 2008 tarihinde New York’ta kule vincin yükseltilmesinden yaklaşık bir saat sonra yanal bağlantı yakasının montajı esnasında çökmesi sonucu yedi kişi yaşamını yitirmişti. 27 Nisan 2019’da Seattle’da kule vinç sökümü sırasında üretici prosedürüne aykırı olarak pimlerin erken sökülmesi nedeniyle vinç devrilmiş ve dört kişi hayatını kaybetmişti. Seattle’da Washington eyaletinin iş güvenliği kurumu cezaları, sahada nitelikli bir gözetmen bulundurmayan, üretici prosedürüne uyulmasını sağlamayan ve işçilerin görevlerini anlamasını sağlamayan firmalara kesti. Bu olaylar Bornova’yla aynı değil; ama aynı mekanizma ailesinden geliyor.

Bornova’daki davada iş güvenliği uzmanı Fikret A. soruşturma aşamasındaki ifadesinde operasyonun mesai saatleri dışında ve kendisinden habersiz yapıldığını belirterek şunu söylemişti:

“Vincin yükseltileceğinden haberim yoktu. Mesai saatleri dışında yapılmıştır. Haberim olsa izin vermezdim”

Uzman, 7 Temmuz 2023 tarihli ilk duruşmada ise kendi görev tanımına işaret etmişti:

“Kule vincin yükseltilmesini engellemek ve konteyneri kaldırtmak bizim işimiz değildir. Bizim hazırladığımız raporda eksiklikleri belirler, işverene teslim ederiz. Ben görevimi yerine getirdim”

Bence uzmanın ilk ifadesindeki izin verme vurgusu, sahadaki pek çok uzmanın içgüdüsel olarak kendine biçtiği rolü anlatıyor. Mevzuatta ise uzmanın bir yükseltmeye izin verme yetkisi yok. Uzmanın gücü, yükseltmeyi bir çalışma izni prosedürüne bağlayan yazılı bir kuralı önceden işverene önermesinde ve onaylatmasında yatar (İGU Yönetmeliği m.9/1-ç-4). Bornova dosyasında böyle bir prosedürün olup olmadığı kamuya yansımadı.

Vincin dibindeki konteyner: Barınma yeri ve mesai saati

Ölen altı işçiden üçünün konteynerde olması, barınma yerinin konumunu dosyanın merkezine taşıdı. Heyet raporuna göre işçilerin kaldığı konteyner kule vinç gövdesine yaklaşık 5 metre uzaktaydı; bir habere göre konteyner iki katlıydı. Devrilen vincin arka ağırlığı doğrudan bu konteynerin üzerine düştü.

Uzman Fikret A. soruşturma savcılığına verdiği ifadesinde konteyner konusundaki yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:

“Ben de buna bir çözüm olarak mesai saatleri içerisinde konteynerlere kimsenin girmemesi gerektiğini bildirdim.”

Uzman ilk duruşmada risk haritası hazırladıklarını, renk kodları verdiklerini ve riskleri kırmızı kodlu yerlerde belirttiklerini söyledi; konteyner alanının kırmızı kodlu olup olmadığı haberlerde açıkça geçmiyor. Tanıklar ise mola konteynerlerinin yerinin değişmesini istediklerini, başka yer olmadığı cevabını aldıklarını anlattı. Şantiye şefi konteynerlerin işçilerin isteğiyle yakın bir noktaya kurulduğunu savunurken, inşaat firması sahibi saha alanının geniş olduğunu söyledi. Sendika ise işveren tarafının konteynerleri kaldıramayacağını, ama vinç çalışmasında alanı sınırlayıp konteynerlerin kullanılmasını engelleyeceğini söylediğini ileri sürdü.

Mevzuatımızda barınma alanlarının konumuna dair genel koruyucu hükümler yer almaktadır. Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-4 A Bölümü’nün 60. maddesi barınma şartlarını açıklar:

“Dinlenme ve barınma yerleri, sağlık şartları ve dış etkilerden korunma bakımından yeterli nitelikte, mahfuz bir yere, zemini düzeltilerek kurulur ve drenaj için gerekli tedbirler alınır.”

Aynı ekin 10. maddesi cisimlerin düşerek tehlike oluşturabileceği bölgelere girişlerin önlenmesini ister. Ne var ki Türk mevzuatında bir kule vincin devrilme yarıçapı içerisinde yatakhanelerin kurulmasını doğrudan ve rakamsal olarak yasaklayan özel bir mesafe kuralı bulunmamaktadır. Bu koruma, 6331 sayılı Kanunun 5. maddesindeki risklerden kaçınma ve risklerle kaynağında mücadele ilkelerinden çıkarılabilir; bu benim yorumum.

Uluslararası alanda İngiliz CPA teşkilatının yayımladığı TIN 032 teknik bülteninde, kule vinç kurulum ve yükseltme operasyonlarında dışlama bölgeleri oluşturulması önerilir. Bu bültende, uygulanabildiği yerde kule tabanından itibaren en az 20 metrelik bir yarıçapın düşen cisimlere karşı emniyete alınması ve girişlerin engellenmesi tavsiye edilir; ancak bu alan düşen ve dökülen malzemeler için tanımlanır; vincin devrilme yarıçapını kapsamaz. İngiltere Sağlık ve Güvenlik İdaresi’nin yayımladığı RR1172 numaralı raporda ise tehlikenin büyüklüğü şu şekilde tarif edilir:

“Collapse of a crane is a principal hazard: crane collapse incidents present significant potential for multiple fatal injuries, both on and off-site.”

Bir vincin çökmesi temel bir tehlikedir: Vinç çökme olayları, hem saha içinde hem de saha dışında çok sayıda ölümcül yaralanma için önemli bir potansiyel sunar.

Konteyneri sahadan kaldırmak ile girişi saatle kısıtlamak, risk kontrol hiyerarşisinde aynı basamakta durmaz. Bence konteyner meselesi iki ayrı riski birbirine karıştırıyor. Uzmanın mesai saatine bağlı giriş yasağını, vincin olağan çalışmasında yük düşmesi riskine karşı bir idari önlem olarak okuyorum; uzmanın bu önlemi hangi riske karşı düşündüğü kamuya yansıyan beyanlarda yok. Oysa kule vincin devrilmesi riski mesai saatine bağlı değildir; tam aksine yükseltme gibi dengenin bozulduğu anlarda zirveye çıkar. Bir uzman olarak benim sorum şu: yükseltmenin mesai sonrasına sarkacağını ve konteynerlerin o saatte dolu olacağını bilen biri bu iki riski birleştirdi mi? Kimin bildiği ve kime ne yazıldığı, bu sorunun cevabını belirleyecek.

Yargıtay’ın ölçütü: Yazılı bildirim, nedensellik ve iş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğu

Ceza hukukunun en temel prensipleri Türk Ceza Kanunu’nda güvence altına alınmıştır. 5237 sayılı TCK’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şahsilik ilkesini hükme bağlar:

“Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Birden fazla kişinin karıştığı taksirli eylemlerde ise TCK’nın 22. maddesinin beşinci fıkrası devreye girer:

“Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.”

Bu ilkeler doğrultusunda, bir iş kazasında ölüm meydana geldiğinde iş güvenliği uzmanının cezalandırılabilmesi için eylemi veya ihmali ile ölüm neticesi arasında somut bir illiyet bağının ve kusurun kanıtlanması şarttır. Özkan (2016, s. 511) bu kuralı vurgular:

“Çünkü ceza sorumluluğu için kusur olmazsa olmaz şarttır: Kusur varsa ceza vardır; kusur yoksa ceza yoktur.”

İncelediğim Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararlarında, uzmanın sorumluluğu değerlendirilirken görev ve yetki sınırının gözetildiği görülür. Uzmanın tehlikeyi tespit edip işverene yazılı olarak bildirdiği dosyalarda, sırf sahada kaza oldu diye uzmana kusur yüklenmemiştir; aşağıdaki karşı görüş bölümündeki kararlar da aynı ölçütün öbür yüzüdür.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 02.10.2018 tarihli ve E. 2017/392, K. 2018/9085 sayılı kararında, vinçle taşınan çelik yapının indirildiği iskelenin devrilmesi sonucu boya ustasının öldüğü olayda, risk değerlendirmesinde gerekli tedbirleri yazan uzmanın mahkumiyeti bozulmuştur:

“olayın meydana gelmesinde kusuru bulunmayan sanık …’nin atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi”

Aynı dairenin 20.03.2024 tarihli ve E. 2023/2215, K. 2024/1334 sayılı ilamında, onaylı deftere yazılan tespitlerin işverene tebliğ edilmiş sayılacağı hatırlatılarak eksikliği giderme yükümlülüğünün muhatabı net bir dille ifade edilmiştir:

“kazaya neden olan eksiklikleri giderme görevi tamamen işverene ait olduğu”

Daire, 14.04.2026 tarihli ve E. 2023/3527, K. 2026/3795 sayılı kararında hızar makinesinde yaşanan ölümlü kazada, tespit defterine yazan ve 18 gün önce işe başlayan kısmi süreli uzmanın beraatini onamıştır. 05.06.2024 tarihli ve E. 2023/6413, K. 2024/2961 sayılı karara konu mermer ocağı dosyasında ise bölge adliye mahkemesinin aldığı rapor, rehberlik ve danışmanlık görevini yerine getiren uzmanı kusursuz, uzmanın tavsiyelerini uygulamak için girişimde bulunmayan daimi nezaretçiyi asli kusurlu saymış; uzmanın beraati kesinleşmiştir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi de SGK rücu davalarında aynı nedensellik çizgisini sürdürmektedir. Dairenin 15.05.2019 tarihli ve E. 2018/6282, K. 2019/4377 sayılı kararında yazılı bildirimin önemi şöyle vurgulanmıştır:

“davalı …’ın işverene kaza öncesi gerekli bildirimi yapıp yapmadığının araştırılması bildirimi yağtığının anlaşılması halinde davalı …’a kusur izafe edilemeyeceğinin gözetilmesi gerekir.”

Aynı daire 10.03.2020 tarihli ve E. 2018/4251, K. 2020/2197 sayılı kararında, hükme esas raporda uzmana yüzde 5 kusur verilmesini kısa bir cümleyle hatalı bulmuş, gerekçesini ayrıca açmamıştır:

“iş güvenliği uzmanına kusur izafe edilmesi hatalıdır.”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 13.02.2019 tarihli ve E. 2017/5305, K. 2019/1967 sayılı kararında ise uzmanın hangi tarihlerde şantiyede çalıştığı ve olay anındaki görev ve sorumluluk alanı şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilmeden kurulan mahkûmiyet, eksik araştırma gerekçesiyle bozulmuştur. Bu kararlarda yüksek yargının odağında unvan yerine somut davranış durur; iş güvenliği uzmanının cezai sorumluluğu da bu davranıştan kurulur.

Benim çıkardığım ölçüt şu: Yargıtay uzmanın kâğıdına bakıyor. Risk analizi, onaylı defter ve yazılı bildirim mekanizması bu değerlendirmenin merkezindedir. Bornova dosyasında uzmanın vinç yükseltmesi ve konteyner yerleşimi hususunda ne yazdığı, neyi kayda geçirdiği davanın akıbetini belirleyecektir. Bu tespitlerin varlığı veya yokluğu kamuya yansıyan belgelerden henüz tespit edilememektedir.

Karşı görüş: Uzmanın sorumlu tutulduğu durumlar

İş güvenliği uzmanının yargı kararlarında mutlak bir ceza muafiyetine sahip olduğunu düşünmek yanıltıcı olur. Mevzuatın uzmana yüklediği dikkat ve özen yükümlülüğünün ihmal edildiği, tehlikenin tespit edilmediği veya onaylı deftere işlenmediği durumlarda yargı makamları uzmanın cezai sorumluluğuna hükmetmektedir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 15.01.2025 tarihli ve E. 2021/584, K. 2025/541 sayılı kararı, uzmanın kayıt ihmali nedeniyle sorumlu tutulabileceğini gösteren açık bir emsaldir. Bir tuz satış yerinin demir giriş kapısının, tuz almaya gelen bir kişinin üzerine düşmesiyle meydana gelen ölümde yerel mahkeme uzmanı beraat ettirmiş, Yargıtay bu kararı bozmuştur. Kararda uzman için şu tespite yer verilir:

“Risk Değerlendirme Raporunda ve onaylı tespit ve öneri defterinde giriş kapısı ile ilgili tehlikeye dikkat çekmediği”

Yargıtay, uzmanı bu nedenle tali kusurlu sayan raporun dosyaya uygun olduğunu kabul edip beraat hükmünü bozmuştur. Benzer şekilde dairenin 25.11.2020 tarihli ve E. 2018/1129, K. 2020/6401 sayılı kararında, iskeleden düşme kazasında iki A sınıfı uzmanın asli kusurdan mahkûmiyeti, haftada bir denetime gelindiği ve yetkililerin uyarıldığı yönündeki itirazlara rağmen düzeltilerek onanmıştır. 22.12.2021 tarihli ve E. 2020/2036, K. 2021/9120 sayılı kararda aktarılan bilirkişi raporunda ise uzmanın, çalışanların güvenliğini kendi dikkatlerine bırakmayacak bir güvenlik sistemi geliştirilmediği ve kapsamlı risk değerlendirmesi yapılmadığı gerekçesiyle tali kusurlu sayıldığı görülür.

Doktrinde de bu sorumluluğun sınırları tartışılmaktadır. Koca ve Üzülmez (2020, s. 247), uzmanın mesleki özen ihmalini şu sözlerle değerlendirir:

“Bu gibi hallerde, dikkat ve özen yükümlülüğünün ihmalinden dolayı işyeri hekiminin ve iş güvenliği uzmanının sorumluluğu gündeme gelecektir.”

Şarsel (2025, s. 286-287) ise danışmanlık rolünün cezai sorumluluğu tamamen dışlamadığını belirtir:

“ayrıca bunlar dışında yine danışman sıfatını taşıyan iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri de meydana gelen iş kazalarından dolayı görev ve sorumlulukları çerçevesinde fiillerine karşılık gelen suçlarla cezalandırılabilirler.”

Geçmiş dönem yazarlarından Özer (2013, s. 218), 2015 yılındaki 6645 sayılı Kanun değişikliğinden önce kaleme aldığı çalışmasında uzmanı işveren vekili sayar:

“Esasen işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının hukuki statüsü her ne kadar o işyerinin bir çalışanı (işçi) olsa da, bu kişilerin aynı zamanda yapmakta oldukları iş açısından işveren vekili oldukları unutulmamalıdır.”

Güncel doktrinde Yıldız (2023, s. 421) bu görüşü yalnızca istisnai bir şarta bağlar:

“Ancak işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının ayrıca işyeri yönetiminde yer alması ve birtakım icrai yetkilerinin olması durumunda işveren vekili olarak değerlendirilmesi mümkündür.”

Türkiye’deki önceki büyük davalar incelendiğinde de benzer süreçler yaşanmıştır. 3 Temmuz 2020’de Sakarya Hendek’teki havai fişek fabrikasında meydana gelen ve yedi kişinin öldüğü patlamada, kazadan önce istifa eden iş güvenliği uzmanı tutuklanmış ve Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 28 Şubat 2022’de taksirle öldürme suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Uzman ifadesinde kurul tutanaklarına her şeyi yazmasına izin verilmediğini söylerken, bölümlerde fazladan tespit edilen malzeme için tutanak tutmadığını da söylemişti. Aynı davada sorumlu müdür 12 yıl 6 ay, iki işletme sahibi 16 yıl 3 ay hapis cezası almıştır.

Bornova dosyasında da uzman Fikret A. aleyhine değerlendirilebilecek somut unsurlar bulunmaktadır. Kazadan yaklaşık bir ay önce aynı şantiyede bir başka ölümlü kaza yaşanmıştı; bir mahkemenin uzmanın o kazadan sonra neyi önerdiğini sorması doğaldır. İkinci duruşmada tanıklar iş güvenliğinde çalışan bir kadına kontrol talebinde bulunduklarını, karşılık bulmadıklarını söyledi; inşaat firmasının avukatı şantiyede kadın iş güvenliği uzmanı olmadığını belirtti ve bu beyanın kimi kastettiği belli değil. En önemlisi, uzmanın konteyner konusundaki beyanında çözümü fiziksel yer değişikliği yerine mesai saatine endeksli bir giriş yasağı olarak ifade etmesidir. Yazılı bildirimin varlığı ise yalnızca 2026’daki sendika ve meslek örgütü açıklamalarında ileri sürülüyor.

Bir kazayı tek bir kişiye yükleyip sistemi görmezden gelmenin kaza incelemesine verdiği zararı insan hatası miti ve adil kültür yazısında tartışmıştım. Benim için karşı görüşün en güçlü yanı şu: Yargıtay uzmanı korurken de cezalandırırken de aynı soruyu soruyor. Uzman sahada gördüğü tehlikeyi usulüne uygun şekilde kayda geçirdi mi? Meslektaşımızı savunurken bu sorunun hukuki cevabını dosya üzerinden net olarak verebilmek gerekir.

12 yıl 6 ay, 3 yıl meslekten men ve hükmen tutuklama

Kararın rakamları Türk Ceza Kanunu’nun birkaç maddesiyle okunabilir; ama hesabın kendisi gerekçeli kararda. TCK’nın 85. maddesinin ikinci fıkrası ceza aralığını belirler:

“Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

12 yıl 6 aylık ceza, kanundaki 15 yıllık üst sınıra yakındır. Mahkemenin temel cezayı hangi sınırdan başlattığı, TCK’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen bilinçli taksir artırımını uygulayıp uygulamadığı veya TCK’nın 62. maddesindeki takdiri indirim nedenlerini gözetip gözetmediği gerekçeli karar tebliğ edildiğinde aydınlanacaktır. Haberlere göre müşteki vekilleri ilk duruşmada sanıkların bilinçli taksirle yargılanmasını istemişti; mahkemenin bunu uygulayıp uygulamadığı bilinmiyor.

Kararda yer alan ikinci ağır yaptırım, 3 yıl süreyle meslekten men edilmesidir. TCK’nın 53. maddesinin altıncı fıkrası bu güvenlik tedbirini düzenler:

“Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir.”

Haberler meslekten menin dayanağını yazmıyor; kanunda bu süreye karşılık gelen hüküm 53/6’dır ve bu hükmün izin verdiği en uzun süre üç yıldır. Yasak hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süresi cezanın tümüyle infazından sonra işlemeye başlar. Buna ek olarak İGU Yönetmeliği’nin 34. maddesinin ikinci fıkrasına göre ölümlü kazada ihmali yargı kararıyla kesinleşen uzmanın belgesi altı ay askıya alınır ve İSG-KATİP’teki bütün sözleşmeleri iptal olur. Karşılaştırma için rakamları yan yana koyuyorum: Hendek davasında uzman 6 yıl 8 ay, Bornova’da 12 yıl 6 ay hapis cezası aldı. İki dosyanın suç vasfı ve kusur değerlendirmesi farklı olabilir; bu rakamlardan hukuki bir sonuç çıkarmıyorum.

Kararın en tartışmalı boyutu ise hükümle birlikte uygulanan tutuklama tedbiridir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin birinci fıkrası ölçülülük sınırını çizer:

“İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.”

CMK’da “hükümle birlikte tutuklama” başlıklı ayrı bir madde yoktur; dayanak 100. ve 101. maddelerdeki genel şartlardır: kuvvetli suç şüphesi, kaçma ya da delil karartma gibi bir tutuklama nedeni ve ölçülülük. Taksirle öldürme, 100. maddenin üçüncü fıkrasındaki katalog suçlar arasında değildir. Müdafi Av. Toygar Öztürk, uygulamada hükmen tutuklama denen bu kurumun Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12 Nisan 2011 tarihli bir kararıyla hayatımıza girdiğini ve kanunda karşılığı olmadığını yazıyor. Müdafiin anlatımına göre Fikret A. yargılamanın başından beri bütün duruşmalara katılmıştı; adli kontrolü 2024 başında kaldırılmıştı. Mahkemenin tutuklama gerekçesi kamuya yansımadı. TÜM İSG-SEN tutukluluğun ölçülülük ilkesine göre yeniden değerlendirilmesini istiyor.

Hüküm kesinleşmedi ve istinaf yolu açık. CMK’nın 273. maddesine göre istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğinden itibaren iki hafta içinde yapılır; başvurunun yapılıp yapılmadığı kamuya yansımadı. TCK 85/2 kapsamındaki bu ceza, CMK 272/1’deki 15 yıllık re’sen inceleme sınırının altında kaldığından başvuruya tabidir. İstinaf dairesi hükmü onayabilir, hukuka aykırılıklar nedeniyle bozabilir veya duruşma açarak yeniden yargılama yapabilir. Burada yazdıklarım hukuki danışmanlık değildir; ben bir iş güvenliği uzmanıyım ve dava dosyasıyla gerekçeli karar görülmeden kesin bir hüküm kurulamayacağını biliyorum.

Meslek örgütleri ne istiyor, ben hangisine katılıyorum

13 Ekim 2026 tarihli mahkumiyet kararının duyulmasıyla birlikte iş sağlığı ve güvenliği camiası ve meslek örgütleri karara karşı güçlü bir tepki gösterdi. TÜM İSG-SEN üyeleri, 19 Ekim 2026 tarihinde Bayraklı’daki İzmir Adliyesi önünde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan makine mühendisi Ümit Turan, iş güvenliği uzmanının günah keçisi olmadığını söyledi. Sendikanın kamuoyuna sunduğu açıklamada uzmanın konumu şu şekilde tarif edildi:

“İş güvenliği uzmanı işveren değildir. Şantiyeyi, işleri tek başına yöneten değildir. Vinç operasyonunu sırf unvanı nedeniyle yöneten değildir.”

TÜM İSG-SEN açıklamasında öne çıkan temel talepler şunlardı: Dosyadaki çelişkili üç bilirkişi raporunun yarattığı karmaşanın giderilmesi ve gerekirse liyakatli, bağımsız yeni bir heyetten değerlendirme alınması; işverenin, şantiye yönetiminin ve vinç firmasının sorumluluklarının ayrıntılı olarak tespit edilmesi; tutuklama tedbirinin kaldırılarak uzmanın tutuksuz yargılanması; uzmanlara yönelik yaptırımların adli yargıya taşınmadan ceza puanı gibi idari tedbirlerle sınırlı tutulması ve mesleki bağımsızlık güvencelerinin yasal teminata kavuşturulması.

Karara karşı dayanışma meslek örgütlerinin geneline yayıldı.

18 Ekim 2026 tarihinde Antalya İş Sağlığı ve Güvenliği Derneği, Ege İş Sağlığı ve Güvenliği Federasyonu, İş Güvenliği Uzmanları Birlik Platformu, İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu, Kırmızı Baret Platformu ve Tüm İş Sağlığı ve Güvenliği Derneği ortak bir bildiri yayımladı. Meslektaşlar, 19 Ekim’de İzmir’de, 22 Ekim’de Antalya Attalos Meydanı’nda ve 25 Ekim’de İstanbul Süreyya Operası önünde “Fikret İçin Adalet” buluşmaları düzenleyeceklerini duyurdu.

Yarınlar’ın aktarımına göre Kırmızı Baret Platformu, bilirkişi raporunda uzmanın kusurunun bulunmadığı belirtildiği halde akademisyenlerin hazırladığı ve uzmanı asli kusurlu gösteren raporun hükme esas alındığını söylüyor ve kararın hukuki denetimini istiyor. Sendika ayrıca uzmanın riski işverene sözlü ve yazılı bildirdiğini, işveren ve saha amirlerinin ise konteynerleri kaldıramayacaklarını ama alan sınırlaması yapacaklarını söylediğini ileri sürüyor. Bu iddia 2023 duruşma haberlerinde geçmiyor; işveren tarafı o duruşmalarda kimsenin kendilerini uyarmadığını söylemişti.

Farklı hukukçular ve uzmanlar da tartışmaya dahil oldu. İş güvenliği uzmanı ve avukat olan Av. Hüseyin Numan Bilir, işveren vekili olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan uzmanların taksirli suçtan cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, uzmanın sorumluluğunun ancak kast içeren görevi ihmal suçu çerçevesinde tartışılabileceğini savundu. Ancak teknik bir hukuk notu düşmek gerekir: 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun faili kamu görevlisidir (TCK m.6/1-c); özel sektörde çalışan bir uzman, kamusal bir faaliyete katılmadıkça bu suçun faili olamaz.

İş güvenliği uzmanı Fikret A.’nın müdafii Av. Toygar Öztürk ise mesleki sorumluluğun şahsiliğini vurguladı:

“Nitekim ki ceza hukukunda sorumluluk, meslek unvanından hareketle değil, kişinin kendi davranışı ve kusuru üzerinden belirlenir.”

İSG Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Vekili Şah Şeyhmus Ektirici, 14 Ekim 2026 tarihli makalesinde ölçülü bir yaklaşım sergileyerek dosyanın henüz tam olarak bilinmediğini ifade etti:

“Dosyanın tamamını ve gerekçeli kararı incelemeden bu soruya kesin bir yanıt vermemiz mümkün değil.”

Ektirici aynı yazısında mesleki sorumluluğun dengelenmesi gerektiğini belirtti:

“Uzmanın görevini ihmal ettiği yerde elbette hesap sorulmalıdır. Görevini yerine getirdiği yerde ise hangi gerekçeyle sorumlu tutulduğunun açıkça anlaşılabilmesi gerekir.”

Meslek örgütlerinin talepleri arasında iki noktaya tümüyle katılıyorum: raporlar arasındaki çelişkinin bağımsız bir heyetle giderilmesi ve tutukluluğun ölçülülük ilkesine göre yeniden değerlendirilmesi. Buna karşın, iş güvenliği uzmanlarının cezai yargılamadan tamamen muaf tutularak yalnız ceza puanı gibi idari tedbirlerle sorumlu tutulması önerisine katılmıyorum. Bir meslektaşımız görevini kasten veya ağır bir ihmalle savsaklamış, sahada gördüğü açık bir ölüm tehlikesini kayda geçirmemişse, elbette bunun genel ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde bir karşılığı olmalıdır. Bence uzmanın hukuki güvencesi, cezanın görev ve yetkiyle uyumlu bir nedensellik denetiminden geçmesindedir.

Kule vinç olan şantiyede iş güvenliği uzmanı için kontrol listesi

Aşağıdaki liste, Bornova dosyasından ve yukarıdaki Yargıtay kararlarından kendi işim için çıkardığım adımlar. Her birini bir mevzuat hükmüne bağladım:

Altı maddelik kontrol listesi: onaylı deftere yazmak, risk değerlendirmesinde yükseltme ve devrilme alanı, yükseltmeyi çalışma iznine bağlamak, yükseltme sonrası kontrol raporu, barınma yeri, hayati tehlikede il müdürlüğüne bildirim
Yargıtay uzmanın kâğıdına bakıyor: risk değerlendirmesi, onaylı defter, yazılı bildirim.

Yazı ve kayıt

  1. Şantiyede tespit ettiğiniz her teknik uygunsuzluğu, eksikliği ve alınması gereken önlemi gecikmeksizin onaylı tespit ve öneri defterine kaydedin; çünkü İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği’nin 7. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca onaylı deftere yazılan tespitler işverene tebliğ edilmiş sayılır. Defterin imzalı bir suretini mutlaka kendi arşivinizde saklayın.
  1. Risk değerlendirmesi çalışmalarında kule vincin sadece mutat çalışma aşamasını değil; ilk kurulum, tırmanma ve yükseltme ile söküm aşamalarını bağımsız tehlike başlıkları altında ayrıntılandırın. Vincin devrilmesi durumunda etkilenecek etki yarıçapını belirleyerek bu alanda yer alan yatakhane, yemekhane ve ofis gibi geçici yapıları risk analizine açıkça dahil edin.

Kule vinç işleri

  1. Kule vinç yükseltme operasyonunun işveren tarafından onaylanmış yazılı bir çalışma izni prosedürüne bağlanmasını yazılı olarak önerin. Bu prosedürde operasyonu yönetecek yetkin kişinin kimliği, üretici kullanma kılavuzundaki talimatlar, karşı ağırlık dengesi, bağlantı ve mast pimlerinin montaj kontrolü, rüzgar ve hava durumu kriterleri ile operasyon saati net olarak tanımlanmalıdır.
  1. Yükseltme işlemi tamamlandıktan sonra, yapılan değişiklikleri ve eklenen mastları içeren periyodik kontrol raporu yetkili kişilerce düzenlenmeden vincin kullanılmaması gerektiğini işverene yazılı olarak bildirin. 31 Aralık 2023’ten beri kule krenlerde bu kontrolü akredite muayene kuruluşlarında (Aralık 2025’ten beri ekipman muayene kuruluşu) çalışan yetkili kişiler yapıyor.
  1. Yükseltme ve tırmanma faaliyetini yürütecek personelin kule vinç bakım, onarım ve montajı konusunda özel eğitim belgelerini ve görevlendirme yazılarını işverenden talep edin; belgesi bulunmayan personelin bu kritik işlerde çalıştırılmaması gerektiğini onaylı deftere işleyin.

Barınma ve tehlike bölgesi

  1. Kule vincin devrilme veya yük düşürme etki alanında kalan konteyner ve prefabrik barınma alanlarının güvenli ve mahfuz bir alana taşınmasını yazılı olarak talep edin. Şantiye sahasının darlığı nedeniyle yer değişikliği sağlanamıyorsa, yükseltme ve söküm gibi kritik operasyonlar süresince bu alanların tamamen tahliye edilmesini ve çalışmanın çalışanların barınma alanında dinlendiği mesai dışı saatlere bırakılmamasını yazılı olarak önerin.

Hayati tehlike ve bildirim

  1. Bildirdiğiniz hayati eksiklikler için makul bir süre belirleyin; süre dolduğunda giderilmemişlerse İGU Yönetmeliği’nin 11. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince durumu çalışma ve iş kurumu il müdürlüğüne yazılı olarak bildirin. 6331’in 8. maddesine göre bu bildirimi yapmayan uzmanın belgesi askıya alınır.
  1. Şantiyede ciddi, önlenemez ve acil müdahale gerektiren bir hayati tehlike tespit ettiğinizde, İş Güvenliği Uzmanları Yönetmeliği’nin 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca derhal işin durdurulması talebiyle işverene yazılı olarak başvurun; icrai durdurma yetkisinin iş müfettişlerine ait olduğunu gözeterek süreci resmiyete dökün.

Sözleşme ve süre

  1. Kısmi süreli olarak görev yapıyorsanız, mesai saatleri dışında, gece vardiyalarında veya hafta sonlarında icra edilecek kule vinç yükseltmesi gibi yüksek riskli operasyonların tarafınıza önceden yazılı olarak bildirilmesi şartını iş sözleşmenize ekletin. Bilginiz dışında gerçekleştirilen operasyonları tespit ettiğiniz anda durumu tutanak altına alarak deftere geçirin.
  1. Şantiyede meydana gelen her türlü ölümlü kaza, yaralanma veya kıl payı atlatılan ramak kala olaylar sonrasında teknik inceleme yaparak kök sebepleri belirleyin ve tekrarlanmaması için gereken idari ve teknik tedbirleri işverene yazılı olarak sunun.

Bornova’da altı işçi öldü, üç işçi yaralandı; bu yazıdaki her hukuki ve teknik tartışma onların ailelerinin adalet arayışının yanında durmalı. Benim dileğim, istinaf incelemesinin her sanığın görevini, yetkisini ve kâğıda geçen davranışını ayrı ayrı tartması; uzmanlar için ise bugünden yapılacak iş belli: gördüğünü yaz, yazdığını işverene tebliğ et, süre dolunca il müdürlüğüne bildir.

Kaynaklar

  1. Ektirici, Ş. Ş. (2026, 14 Ekim). Bir vinç devrildi, bir iş güvenliği uzmanının hayatı değişti. İSG Haber. https://www.isghaber.com.tr/makale/bir-vinc-devrildi-bir-is-guvenligi-uzmaninin-hayati-degisti/138
  2. Öztürk, T. (2026, 21 Ekim). Fikret için adalet! İSG Haber. https://www.isghaber.com.tr/is-guvenligi/fikret-anin-avukati-toygar-ozturk-yazdi-fikret-icin-adalet/758115091944
  3. İSG Haber. (2026, 18 Ekim). İş güvenliği uzmanı Fikret A. için adalet buluşmaları düzenleniyor. https://www.isghaber.com.tr/is-guvenligi/is-guvenligi-uzmani-fikret-a-icin-adalet-bulusmalari-duzenleniyor/758115091939
  4. dokuz8HABER. (2026, 19 Ekim). TÜM İSG-SEN’den 12 yıl 6 ay hapis cezası verilen iş güvenliği uzmanı için açıklama. https://dokuz8haber.net/tum-isg-senden-12-yil-6-ay-hapis-cezasi-verilen-is-guvenligi-uzmani-icin-aciklama
  5. Yarınlar. (2026, 15 Ekim). İş güvenliği uzmanına verilen 12,6 yıl hapis cezasına tepki. https://yarinlar.com.tr/is-guvenligi-uzmanina-verilen-126-yil-hapis-cezasina-tepki/
  6. Hürriyet / DHA. (2023, 6 Ocak). 6 işçi hayatını kaybetmişti! Vinç faciasında 3 ‘asli’, 1 ‘tali’ kusurlu… İfadeleri ortaya çıktı. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/6-isci-hayatini-kaybetmisti-vinc-faciasinda-3-asli-1-tali-kusurlu-ifadeleri-ortaya-cikti-42199807
  7. Gazete Duvar. (2023, 6 Ocak). İzmir’deki vinç faciasında firma sahipleri asli kusurlu bulundu. https://www.gazeteduvar.com.tr/izmirdeki-vinc-faciasinda-firma-sahipleri-asli-kusurlu-bulundu-haber-1597269
  8. TRT Haber. (2023, 6 Mayıs). İzmir’de 6 işçinin öldüğü vinç kazasına ilişkin 7 kişinin 15’er yıla kadar hapsi istendi. https://www.trthaber.com/haber/turkiye/izmirde-6-iscinin-oldugu-vinc-kazasina-iliskin-7-kisinin-15er-yila-kadar-hapsi-istendi-765279.html
  9. Sözcü / DHA. (2023, 5 Mayıs). Detaylar iddianameye yansıdı, 6 işçi göz göre göre ölmüş. https://www.sozcu.com.tr/son-dakika-detaylar-iddianameye-yansidi-6-isci-goz-gore-gore-olmus-wp7674846
  10. DHA. (2023, 7 Temmuz). İzmir’de 6 kişinin öldüğü vinç kazasının ilk duruşmasında 1 tutuklama, 1 tahliye. https://www.dha.com.tr/gundem/izmirde-6-kisinin-oldugu-vinc-kazasinin-ilk-durusmasinda-1-tutuklama-1-tahliye-2277851
  11. Artı Gerçek / MA. (2023, 8 Temmuz). Bornova vinç kazası davası: Vincin parası ölen işçiden istenmiş. https://artigercek.com/guncel/bornova-vinc-kazasi-davasi-vincin-parasi-olen-isciden-istenmis-256841h
  12. Gazete Duvar. (2023, 7 Temmuz). Vinç kazası davası: Şirket, maddi zararı ailelerden istedi. https://www.gazeteduvar.com.tr/vinc-kazasi-davasi-sirket-maddi-zarari-ailelerden-istedi-haber-1627137
  13. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi. (2023, 19 Eylül). Altı işçinin vinç kazasında ölmesiyle ilgili dava ertelendi. https://www.isigmeclisi.org/20929-alti-iscinin-vinc-kazasinda-olmesiyle-ilgili-dava-ertelendi
  14. Ege’de Son Söz. (2023, 24 Kasım). İzmir’deki vinç faciası davasında ‘para’ tartışması ve üç tahliye kararı! https://www.egedesonsoz.com/izmirdeki-vinc-faciasi-davasinda-para-tartismasi-ve-uc-tahliye-karari
  15. Cumhuriyet / DHA. (2023, 24 Kasım). 6 kişinin öldüğü vinç kazasında tutuklu sanık kalmadı. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/6-kisinin-oldugu-vinc-kazasinda-tutuklu-sanik-kalmadi-2144426
  16. Artı Gerçek. (2024, 26 Ocak). İzmir’de vincin devrilmesi sonucu altı işçi ölmüştü: Beş sanık hakkındaki adli kontrol kararı kaldırıldı. https://artigercek.com/guncel/izmirde-vincin-devrilmesi-sonucu-alti-isci-olmustu-bes-sanik-hakkindaki-adli-kontrol-karari-kaldirildi-281839h
  17. Hürriyet / DHA. (2024, 20 Eylül). İzmir’de 6 kişi vinç kazasında ölmüştü… Avukat: Sanıklarla anlaştık ancak taahhütlerini yerine getirmediler, şikayetçiyiz. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/izmirde-6-kisi-vinc-kazasinda-olmustu-avukat-saniklarla-anlastik-ancak-taahhutlerini-yerine-getirmediler-sikayetciyiz-42538187
  18. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu. (2012). Resmî Gazete, 28339, 30 Haziran 2012. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6331&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
  19. 6645 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. (2015). Resmî Gazete, 29335, 23 Nisan 2015. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150423-3.htm
  20. İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik. (2012). Resmî Gazete, 28512, 29 Aralık 2012. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=16923&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5
  21. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği. (2012). Resmî Gazete, 28512, 29 Aralık 2012. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=16924&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5
  22. İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği. (2013). Resmî Gazete, 28628, 25 Nisan 2013. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18318&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5
  23. İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. (2022). Resmî Gazete, 31754, 18 Şubat 2022. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/02/20220218-1.htm
  24. Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği. (2013). Resmî Gazete, 28786, 5 Ekim 2013. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=18928&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5
  25. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu. (2004). Resmî Gazete, 25611, 12 Ekim 2004. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5237&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
  26. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu. (2004). Resmî Gazete, 25673, 17 Aralık 2004. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5271&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
  27. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 02.10.2018, E. 2017/392, K. 2018/9085; 13.02.2019, E. 2017/5305, K. 2019/1967; 25.11.2020, E. 2018/1129, K. 2020/6401; 22.12.2021, E. 2020/2036, K. 2021/9120; 20.03.2024, E. 2023/2215, K. 2024/1334; 05.06.2024, E. 2023/6413, K. 2024/2961; 15.01.2025, E. 2021/584, K. 2025/541; 14.04.2026, E. 2023/3527, K. 2026/3795. Yargıtay Karar Arama. https://karararama.yargitay.gov.tr/
  28. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 15.05.2019, E. 2018/6282, K. 2019/4377; 10.03.2020, E. 2018/4251, K. 2020/2197; 30.04.2026, E. 2026/21, K. 2026/5979. Yargıtay Karar Arama. https://karararama.yargitay.gov.tr/
  29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26.02.2025, E. 2023/304, K. 2025/92. https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023304-e-202592-k-sayili-karari
  30. Yıldız, E. (2023). İşveren vekilinin iş kazasından doğan cezai sorumluluğunun şartları. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(1), 415–450. https://doi.org/10.58733/imhfd.1267402
  31. Koca, M. ve Üzülmez, İ. (2020). Taksirli suçların teorik yapısı ve bu bağlamda iş kazalarından kaynaklanan cezai sorumluluğa ilişkin değerlendirmeler. Adalet Dergisi, (64), 239–268. https://dergipark.org.tr/tr/pub/adaletdergisi/article/770967
  32. Özkan, H. (2016). İş kazalarından doğan ceza sorumluluğunda kusur tespiti. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 20(1), 511–572. https://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/20_1_15.pdf
  33. Şarsel, B. G. (2025). Yargıtay kararları ışığında iş kazalarından doğan cezai sorumluluk. İzmir Barosu Dergisi, 90(2), 271–362. https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/yargitay-kararl202591192916680.pdf
  34. Özer, H. D. (2013). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre çalışanların yükümlülükleri. Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 17(3–4), 207–236. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1923092
  35. Council Directive 89/391/EEC of 12 June 1989 on the introduction of measures to encourage improvements in the safety and health of workers at work, Article 5. https://www.legislation.gov.uk/eudr/1989/391/article/5
  36. Occupational Safety and Health Administration. 29 CFR 1926 Subpart CC, §1926.1401, §1926.1404, §1926.1435. https://www.ecfr.gov/current/title-29/subtitle-B/chapter-XVII/part-1926/subpart-CC/section-1926.1435
  37. Construction Plant-hire Association, Tower Crane Interest Group. (2011). The climbing of tower cranes (TCIG 1101). https://cpa.uk.net/wp-content/uploads/2025/04/CPA-TCIG-1101-Climbing-of-Tower-Cranes-REV1-110512.pdf
  38. Construction Plant-hire Association, Tower Crane Interest Group. Exclusion zones (TIN 032). https://cpa.uk.net/wp-content/uploads/2025/04/CPA-TCIG-TIN-032-Issue-A-160408-1.pdf
  39. Health and Safety Executive. Mechanical assessment of tower crane slewing brakes (RR1172). https://www.hse.gov.uk/research/rrhtm/rr1172.htm
  40. Ayub, M. (2008). Investigation of the March 15, 2008 fatal tower crane collapse at 303 East 51st Street, New York, NY. OSHA Directorate of Construction. https://www.osha.gov/sites/default/files/2019-12/2008_r_02.pdf
  41. Washington State Department of Labor & Industries. (2019). Labor & Industries cites three employers for multiple violations connected with fatal Seattle crane collapse. https://www.lni.wa.gov/news-events/article/19-027/
  42. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü. Güvenli inşaat bilgi kartı 1: Kule vinç. https://guvenliinsaat.csgb.gov.tr/media/purfdaw5/66-kule-vin%C3%A7-1.pdf
  43. Sözcü. (2022, 28 Şubat). Hendek davasında sanıklara ceza yağdı. https://www.sozcu.com.tr/hendek-davasinda-saniklara-ceza-yagdi-wp6980449
  44. Sözcü. (2020, 8 Temmuz). Hendek gerçekleri… İhmalin boyutu gözler önüne serildi. https://www.sozcu.com.tr/hendek-gercekleri-ihmalin-boyutu-gozler-onune-serildi-wp5917842

Yeni yazılardan haberdar olmak için bültenime abone olun.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık